Sevgi kelebeği
4 yıl 8 ay 15 gün önce gönderdi
Dün neden bilmiyorum, kendimi çok mutlu ve iyiliksever hisssediyordum. İçimdeki hislerin gazıyla, sokakta gördüğüm bebelerin başını okşadım, site güvenliğine "Ne kadar nur yüzlüsünüz" diye iltifatlar yağdırdım, komşumu telefonla arayıp,"Canım, Eminönü'ndeyim. Sana balık ekmek alayım mı?" diye sordum. En sonunda, Mısır Çarşısı'na çıkan alt geçidin merdivenlerinden yukarıya doğru tırmanırken, bir baktım yetmiş-seksen yaşlarında, bir adet ak sakallı dede. Her iki kolunun da altında birer koltuk değneği. Bin bir zahmetle merdivenlerden yukarı çıkmaya çalışıyor. İyilikseverliğimin verdiği enerjiyle: "Amca, izin verin de size yardım edeyim" dedim. Dede kibarca: "Yok evladım, ben çıkarım." dedi. "Yardım edeyim, edeyim" diye ısrar ettim. Dede yine sabırla: "Evladım zahmet etme, ben çıkarım" dedi. Pes etmedim. İyilik yapmamı kimse engelleyemezdi. Dedenin kendisi bile! "Yahu amca, bırak yardım edeyim" deyip tekrar atıldım amcanın koluna girme niyetiyle. Dede bu ısrarımdan bıkmış olmalı ki bir hışımla elindeki bastonu havaya kaldırıp tehdit eder gibi kafama doğru sallayınca, iyiliksever kalbim, ordan anında ışınlanmam gerektiğini söyledi, baston yemekten kurtuldum. Yahu dede, ne vardı yani, yukarı çıkmana yardım etseydim. Şu mübarek günde, az da olsa bir adet sevap kazanmamı neden bana çok gördün? Beni niye kör kuyularda merdivensiz bıraktın, ha niye? Ben de seni işte böyle itiraf.com'lara yazıp, ifşa etmez miyim kötü kalpli dede? Oh olsun işte. Bir daha kimin önerisini reddettiğine dikkat et! Öle her gencin eti yenmez.