Şehire karışan köy

Bundan yaklaşık 25–30 sene evvel bir sürü koyunumuz, danamız, ineğimiz, tavuğumuz, köpeğimiz, dallarından organik meyveler topladığım bir düzine kadar ağacımız, bahçe içinde ahırlı, ağıllı, samanlıklı, verandalı, kameriyeli, kuyulu, salıncaklı bir evimiz vardı. Okuldan sonra ve her fırsatta koyunları ben otlatır, kuzulara elimle pelit yedirir, danaları tımar eder, köpeğimizi beslerdim. Onunla deli gibi koşar, bana bir şey yapmayacağını bildiğim için boğuşurdum. Sabahları kepenk, korna ve araba gürültüsü ile veya melodisi ile değil, gerçek kuş ve horoz sesiyle uyanırdım. Sonra köyüm İstanbul’a karıştı ve arsamıza müteahhit girerek apartman sahibi olduk ama çok şey kaybettiğimizi 1 yaşına yeni giren oğlumu, kapının önünden öteye götüremediğimde anlamış oldum.