30 Aralık 2002 Pazartesi


Ersan Özer

 
ersan.ozer@aksam.com.tr

Ayşe Arman yatakta kötü mü

Ağustosun sonlarıydı. "Nurcan Akad, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni" imzalı bir mail geldi. "Ersan Özer'le bir konu hakkında görüşmek istiyorum, lütfen bunu ona iletin."

Okur okumaz telefona sarıldım. Hayatta her şeye atlayan bir adam oldum ben. Ama her şeye.

NTV hariç, -onun da sadece sekiz ay fazlası var- bir seneden uzun çalıştığım işyeri yok. Yönetmenlikten yazarlığa, İnternetçilikten gazeteciliğe sürekli zıpladım durdum. Allahtan medya ekseninden ayrılmadım. Zaten hayattaki bir istikrarım o, diğeri de karım. Dokuz senesi evlilik olmak üzere on beş senedir beraberiz.

Teklife atlamıştım ama ne yazacağımı bilemediğinden hep kafamın bir köşesinde kaldı bu mevzu. Derken, bir önceki sabahtan ertesi sabaha uzayan uykusuz bir günde, hadi ismini de vereyim, Hürriyet Pazar'ı karıştırırken birden ortalık aydınlandı. Gazete yazarlığım vücuda geldi. Kendimi boşuna kasmıştım ki. Herkes kendini yazıyordu işte. Kimi nasıl görünmek istiyorsa öyle yazıyordu, kimi nasıl biriyse öyle yazıyordu, kimi de yazacak kendi olmadığı için sağdan soldan bulduklarını yazıyordu. Başından sonuna okunmasa da, göz gezdirilecek kadar yazarım ben de yaa.

Yazabilirim.

Gel yaz demişler, niye kaçırayım? Yazıyorum işte. Bundan sonra da her hafta yazacağım.

Bilmiyorum birazdan öğreneceğiz

Kimi insanlar için, "Beğenirsiniz beğenmezsiniz, o ayrı ama..." diye başlar ya cümleler; işte Ayşe Arman da öyle bir köşe yazarı. Her popüler kültür ürünü gibi beğeneni de çok beğenmeyeni de. Mesela ben beğenmeyenlerdenim. Ama "niye beğenmiyorsun?" derseniz...

Eee... Bilmiyorum. Cevabı yok. Herhalde popüler olan her şeye karşı olduğumdandır. Ya da popüler olan her şeye karşı olmak bulunduğum çevrede prim yaptığından. Bu lafı, memleketin en popüler web sitesini yapan adam olarak söylemem tuhaf tabii. Olsun. Çelişkilerini göremeden yaşayanlar da var.

Birkaç ay önce itiraf.com'a, isim vermeden, ama Ayşe Arman'ı kastettiği her halinden belli olan bir itiraf geldi. Orta yaşlı bir bey, "Gözlüklü köşe yazarı yatakta tam bir felakettir" gibisinden bir şeyler söylüyordu. Ben de sevmiyorum ya Ayşe Arman'ı... Karşıyım ya popüler olana... İtirafı hemen siteye koydum tabii. O da bunun üzerine köşesinde, "itiraf.com değil küfür.com" diye yazdı.

Savaş boyalarımızı süründük.

Arkasından bir itiraf.com kızı, yine isim vermeden, ama yine Ayşe Arman'dan başkasını akla getirmeyen (malum, gözlüklü demek yetiyor) bir itiraf gönderdi. Yatakta kötü olduğunu zaten öğrenmiştik, bu sefer de tatilde üstsüz güneşlendiğinden haberdar olduk.

Üstüne bir de Günaydın gazetesi ertesi gün bunu manşete taşıdı mı? Orada Ayşe Arman yine itiraf.com'a geçirmiş mi?

Vay ki vay. Uzaktan uzaktan birbirimizi yiyoruz.

Üstelik ben Ayşe Arman'la bir dönem aynı katta da çalıştım. Gerçi hiç muhabbetimiz yoktu. Tek ortak noktamız ikimizin de editörü olan Neyyire Özkan'dı.

Kızdığına göre demek ki süper

Günlerden bir gün yolum Hürriyet gazetesine düştü. Neyyire Özkan'ın odasına girdim. Yok. Alt katta sayfa yapıyormuş. O katın güzel insanı Cem, "Abi ben seni götüreyim" dedi. Götürdü de. Sayfa sekreterlerinin olduğu odaya girdim. Bir tarafta Neyyire. Aradığım insan. Diğer tarafta? Ayşe Arman!

Aha! Vuslat bu baharaymış meğer.

Neyyire, "İşim bitiyor, şimdi benim odaya çıkarız" dedi demesine ama bir yandan da, "Nasıl gidiyo, neler yapıyosun?" gibisinden, kimliğim konusunda Ayşe Arman'ın yol almasını sağlayacak sorular soruyor. Neyse işte. Birkaç dakika geçmeden, o anda gözlüğü olmayan ama gözlüklü diye tanınan köşe yazarından beklenen soru geldi: "itiraf.com'u sen yapıyosun di mi?"

Ben kavgayı niye ettiğimi bilmediğimden o sırada arzın merkezindeyim. Bilim adamları doğru söylüyor. Dünya'nın çekirdeği hala sıcak.

Üzerimdeki lavları silkeleyerek, "Haa evet" dedim, "Altı üstü bir İnternet sitesi canım. Önemsiz bi şey" tonlamasıyla.

Yemedi. Sanırım önemsiyor.

"Niye öyle şeyler yazıyosunuz yaa" diye devam etti. Sesinde kırgın bir ton var. Ohh, temiz hava. Çok üstüme gelmeyecek. Ama Neyyire hiç beklemediğim bir anda, "Neymiş onlaaar?" diye kükreyince ben yine gerisin geri mağma.

O arada anadilimi de unuttum, hıkmıkça konuşuyorum. "Hık" diyorum Ayşe'ye cevap veriyorum, sonra "mık" diye Neyyire'ye dönüyorum.

Çapraz ateşte kaldım görmeye gelin.

Konuşmanın sonunu merak ediyorsunuz. Ayşe Arman, "Ben çok üzülüyorum öyle şeylere yaa" dedi. Neyyire, "Gelmeyin bu kadar da şu kızın üstüne canım" dedi. Ben, "Hık mık, mık hık" dedim. Mesele tatlıya bağlandı. Ancak tam gözlerim gün ışığına alışmış, Neyyire ile odasına çıkıyordum ki Ayşe Arman suratıma suratıma, "Kızmadın di mi?" deyince... Tekrardan lavlı ortam.

Of ki ne of! Utandırmak en acımasız cezalandırmakmış.

Ama sen de küfür.com demiştin Ayşe yaaa!

 


Yaşam, Akşam Gazetesi'nin pazar günü ücretsiz ekidir.