|

|
|
|
Ayşe Arman yatakta kötü
mü
Ağustosun sonlarıydı.
"Nurcan Akad, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni"
imzalı bir mail geldi. "Ersan Özer'le bir konu hakkında
görüşmek istiyorum, lütfen bunu ona iletin."
Okur
okumaz telefona sarıldım. Hayatta her şeye atlayan bir
adam oldum ben. Ama her şeye.
NTV hariç, -onun da
sadece sekiz ay fazlası var- bir seneden uzun çalıştığım
işyeri yok. Yönetmenlikten yazarlığa, İnternetçilikten
gazeteciliğe sürekli zıpladım durdum. Allahtan medya
ekseninden ayrılmadım. Zaten hayattaki bir istikrarım o,
diğeri de karım. Dokuz senesi evlilik olmak üzere on beş
senedir beraberiz.
Teklife atlamıştım ama ne
yazacağımı bilemediğinden hep kafamın bir köşesinde
kaldı bu mevzu. Derken, bir önceki sabahtan ertesi
sabaha uzayan uykusuz bir günde, hadi ismini de vereyim,
Hürriyet Pazar'ı karıştırırken birden ortalık
aydınlandı. Gazete yazarlığım vücuda geldi. Kendimi
boşuna kasmıştım ki. Herkes kendini yazıyordu işte. Kimi
nasıl görünmek istiyorsa öyle yazıyordu, kimi nasıl
biriyse öyle yazıyordu, kimi de yazacak kendi olmadığı
için sağdan soldan bulduklarını yazıyordu. Başından
sonuna okunmasa da, göz gezdirilecek kadar yazarım ben
de yaa.
Yazabilirim.
Gel yaz demişler,
niye kaçırayım? Yazıyorum işte. Bundan sonra da her
hafta yazacağım.
Bilmiyorum birazdan
öğreneceğiz
Kimi insanlar için,
"Beğenirsiniz beğenmezsiniz, o ayrı ama..." diye başlar
ya cümleler; işte Ayşe Arman da öyle bir köşe yazarı.
Her popüler kültür ürünü gibi beğeneni de çok
beğenmeyeni de. Mesela ben beğenmeyenlerdenim. Ama "niye
beğenmiyorsun?" derseniz...
Eee... Bilmiyorum.
Cevabı yok. Herhalde popüler olan her şeye karşı
olduğumdandır. Ya da popüler olan her şeye karşı olmak
bulunduğum çevrede prim yaptığından. Bu lafı, memleketin
en popüler web sitesini yapan adam olarak söylemem tuhaf
tabii. Olsun. Çelişkilerini göremeden yaşayanlar da
var.
Birkaç ay önce itiraf.com'a, isim vermeden,
ama Ayşe Arman'ı kastettiği her halinden belli olan bir
itiraf geldi. Orta yaşlı bir bey, "Gözlüklü köşe yazarı
yatakta tam bir felakettir" gibisinden bir şeyler
söylüyordu. Ben de sevmiyorum ya Ayşe Arman'ı...
Karşıyım ya popüler olana... İtirafı hemen siteye koydum
tabii. O da bunun üzerine köşesinde, "itiraf.com değil
küfür.com" diye yazdı.
Savaş boyalarımızı
süründük.
Arkasından bir itiraf.com kızı, yine
isim vermeden, ama yine Ayşe Arman'dan başkasını akla
getirmeyen (malum, gözlüklü demek yetiyor) bir itiraf
gönderdi. Yatakta kötü olduğunu zaten öğrenmiştik, bu
sefer de tatilde üstsüz güneşlendiğinden haberdar
olduk.
Üstüne bir de Günaydın gazetesi ertesi gün
bunu manşete taşıdı mı? Orada Ayşe Arman yine
itiraf.com'a geçirmiş mi?
Vay ki vay. Uzaktan
uzaktan birbirimizi yiyoruz.
Üstelik ben Ayşe
Arman'la bir dönem aynı katta da çalıştım. Gerçi hiç
muhabbetimiz yoktu. Tek ortak noktamız ikimizin de
editörü olan Neyyire Özkan'dı.
Kızdığına göre demek ki
süper
Günlerden bir gün yolum Hürriyet
gazetesine düştü. Neyyire Özkan'ın odasına girdim. Yok.
Alt katta sayfa yapıyormuş. O katın güzel insanı Cem,
"Abi ben seni götüreyim" dedi. Götürdü de. Sayfa
sekreterlerinin olduğu odaya girdim. Bir tarafta
Neyyire. Aradığım insan. Diğer tarafta? Ayşe
Arman!
Aha! Vuslat bu baharaymış
meğer.
Neyyire, "İşim bitiyor, şimdi benim odaya
çıkarız" dedi demesine ama bir yandan da, "Nasıl gidiyo,
neler yapıyosun?" gibisinden, kimliğim konusunda Ayşe
Arman'ın yol almasını sağlayacak sorular soruyor. Neyse
işte. Birkaç dakika geçmeden, o anda gözlüğü olmayan ama
gözlüklü diye tanınan köşe yazarından beklenen soru
geldi: "itiraf.com'u sen yapıyosun di mi?"
Ben
kavgayı niye ettiğimi bilmediğimden o sırada arzın
merkezindeyim. Bilim adamları doğru söylüyor. Dünya'nın
çekirdeği hala sıcak.
Üzerimdeki lavları
silkeleyerek, "Haa evet" dedim, "Altı üstü bir İnternet
sitesi canım. Önemsiz bi şey"
tonlamasıyla.
Yemedi. Sanırım
önemsiyor.
"Niye öyle şeyler yazıyosunuz yaa"
diye devam etti. Sesinde kırgın bir ton var. Ohh, temiz
hava. Çok üstüme gelmeyecek. Ama Neyyire hiç
beklemediğim bir anda, "Neymiş onlaaar?" diye kükreyince
ben yine gerisin geri mağma.
O arada anadilimi de
unuttum, hıkmıkça konuşuyorum. "Hık" diyorum Ayşe'ye
cevap veriyorum, sonra "mık" diye Neyyire'ye
dönüyorum.
Çapraz ateşte kaldım görmeye
gelin.
Konuşmanın sonunu merak ediyorsunuz. Ayşe
Arman, "Ben çok üzülüyorum öyle şeylere yaa" dedi.
Neyyire, "Gelmeyin bu kadar da şu kızın üstüne canım"
dedi. Ben, "Hık mık, mık hık" dedim. Mesele tatlıya
bağlandı. Ancak tam gözlerim gün ışığına alışmış,
Neyyire ile odasına çıkıyordum ki Ayşe Arman suratıma
suratıma, "Kızmadın di mi?" deyince... Tekrardan lavlı
ortam.
Of ki ne of! Utandırmak en acımasız
cezalandırmakmış.
Ama sen de küfür.com demiştin
Ayşe
yaaa!
| |  |
|
|
|
Yaşam, Akşam Gazetesi'nin pazar günü ücretsiz
ekidir.
| |