06 Ocak 2003 Pazartesi


Ersan Özer

 
ersan.ozer@aksam.com.tr
Rating tanrısı kim

itiraf.com belasına iki senedir bilgisayar başında olduğumdan ANS'den gelen yönetmenlik teklifini hoplaya zıplaya kabul ettim. İş de pek havalıydı canım. Zuhal Olcay'la Haluk Bilginer'in sunacağı, oynayacağı; sit-comlu, skeçli, şarkılı, danslı bir cumartesi eğlencesi.

Prime time'ın göbeğinde yayınlanacağı için de para, pul, emek, ilgi eksik değildi. Oyuncular desen süper, orkestra desen süper, dekorlar desen süper, ekip desen -e ben varım tabii- en süper.

Hakikaten içimize sinen bir iş çıktı zaten sonuçta da. Ama ilk programdan itibaren felaket tellalı giysisini üzerime geçirdim, "Bu program prime time'da iş yapmaaaz" diye dangada dungada davulumla ortalıkta geziyordum. Karşısında BBG evi var, Emrah'lı Kınalı Kar var, (yayın günü daha sonra pazara alındı) spor programları var, magazin programları var. Var oğlu var.

Tutmadı da maalesef. Ratingler yerlerde yılan. Fakat parmağımı üzerine bastıracağım konu bu değil.

Gitmişliğim yok ama okumuşluğum, izlemişliğim var; Batı'da, özellikle de Türk televizyonlarının Kâbe'si olan Amerika'da, yeni programlar yayına girmeden evvel araştırmacıların eline verilir. Onlar da denek gruplarına seyrettirip işin eksiğini gediğini çıkarır. Yapımcılar buna göre programı yeniden toparlayıp "rating'e uygun" hale getirir. Bu araştırmalar program yayındayken de gidişatı belirlemek için sürdürülür.

Başlığın cevabı burada

Pekiii, bizim memlekette bu işler nasıl yürür?

İki benzer örnekten gideyim. İlki Beyaz Show. Kanal D'nin iç yapımı. Yönetmeniydim. Diğeri Ti Show. ATV için ANS'nin hazırladığı bir dış yapım. Onun da önce yönetmeni, sonra yazarıydım.

Amman, yanlış anlaşılmak da istemem. Bu iki program, kategorisindeki rakiplerine kalite deyince nal toplatan, gerçekten başarılı yapımlar.

Derdim bu değil. Ne peki? Rating tanrısı kim? Onu arıyorum.

Beyaz Show'da program müdürü tek patron. "Aklıma bi şey geldi" diyor. Ertesi gün o akla gelen hayata geçiyor. "Dekora şöyle bi şey eklesek ya" diyor. Ekip sabaha kadar çalışıp isteneni yayına yetiştiriyor. "Beyaz bu akşam sen gene öyle yap, o çok tuttu" diyor. Beyaz öyle yapıyor.

Program onun yönlendirmesiyle başlıyor, onun yönlendirmesiyle devam ediyor.

Ti Show'da ise programın canı ciğeri, yapım şirketinin patronu. "Bu çok komik olmuş" diyor. O "bu", ilk programın başlarına konup yayına giriliyor. "İyi de o kızın ratingi yok ki" diyor. O kızı konuk alma fikri derhal unutuluyor. "Bu tip çok tutuldu" diyor. Bu tipin acilen rolü arttırılıyor.

Program onun yönlendirmesiyle başlıyor, onun yönlendirmesiyle devam ediyor.

Vesaire vesaire. İşler işte bu şekilde, bir şekilde yürüyor.

Pardon buradaymış

Sürü sepet programda çalıştım. Şok, Laf Lafı Açıyor, Televizyon Çocuğu... Hiçbir zaman ratingleri rating yapanlara sorulduğunu görmedim. Yani çiftçi orada da milletin efendisi değil.

Yani efendisi de... Tuhaf bir yönetim biçimiyle.

Yazının girişinde, o kadar içimize sindiği halde Ti Show'un tutmamasından bahsettim ya hani. E tutmayabilir elbette. Doğaldır. Seyirci programın formatını beğenmemiş olabilir, içeriğini beğenmemiş olabilir, sunucularını beğenmemiş olabilir, programın yayın saati uygun değildir, yayınlandığı gün uygun değildir... Yani tutmamasının illa ki bir sebebi vardır.

Vardır da.... Bunu bilen yoktur. Hatta merak eden dahi yoktur desem yeri.

Programlar ratinglere göre daha ilk bölümünden sonra kaldırabilir, tam aksi yönde, ratinglere göre ihya edilip üç televizyonda birden gösterilmeye başlanabilir...

Ancak asla ve de asla seyredenlere niye seyrettiği, seyretmeyenlere niye seyretmediği sorulmaz. Ratingler iyiyse yöneticilerin başlangıçta aldığı kararlarla program devam ettirilir. Yok kötüyse aynı yöneticilerin "kurtarma planları" uygulamaya konur.

Yani rating tanrısı televizyon yöneticilerinin bizzat kendisidir.

En fazla çok yakın çevredeki abi, yenge, bakkal, taksici (onlarla da sohbet bir şekilde programa gelmişse) bazen referans alınır. Ha ilginçtir, çok da önemsenir o konuşmada kurulan iki cümle. Bir program toplantısının tamamının dahi konusu olduğuna şahidim. Ama yine de -bu daha ilginç tabii- neyin aksadığı ASLA sokağa sorulmaz.

"E o zaman sen sorsaydın" demeyin.

Valla bizim sokakta bakkal yok. Olsa, medya sizin.




Öküzün karısıydım

itiraf.com'da laf lafı açar. Site halkından biri yazar, diğerleri, "Benim de başıma geldi" deyip devamını getirir. İşte bu aralar da hamile kadınların eşlerine serzenişleri çok popüler.

İlk itiraf Almanya'da yaşayan, 30 yaşındaki "öküzünkarısıydım" rumuzlu bir hanımdan geldi. "Doğum sancılarım tuttuğu sırada öküz kocamın bir lafıyla yıkılmıştım. Şöyle demişti: 'İstersen işe gitmeyip seni hastaneye götüreyim.' Seni hiçbir zaman affetmeyeceğim!"

Ardından İstanbullu bir kadın başka birinin başına geleni anlattı. "Bir arkadaşımın doğum sancıları başladığı zaman kocası, 'Kırışık gömlekle dışarı çıkamam' deyip arkadaşıma gömlek ütülettirmiş. Bilmiyorum o neyin karısı oluyor?"

Yine İstanbul'dan, 26 yaşındaki bir hanımın anlattığıysa en çarpıcı olanıydı. "O da bi şey mi? Benim sancılarım geldiğinde gecenin üçüydü. Tabii ki acıdan kıvranıyordum. Bana ne dedi biliyor musunuz? 'Biraz yavaş inlesene!' Yataktan kalktım. Yüzüne kıyafetlerini atıp, 'Çabuk beni hastaneye götür' dedim. Yalancı sancıymış, doğum yapmadım ama acıdan geberecektim yaa. Bir de adamın dediğine bakın."

Şimdilik noktayı, 28 yaşındaki Bursalı bir itiraf.comcu koydu. "Benim doğum sancım olmadı ama suyum geldiği için hemen hastaneye gitmemiz gerekiyordu. Eşim, 'Saçlarım kirli. Bir saçımı yıkayayım çıkarız' dedi. Ne kadar dil döktüysem de derdimi anlatamadım. Üstüne üstlük saçıyla da yetinmeyip duş almıştı. Hastaneye vardığımızda annemler ve hatta doktorum bizi kapıda bekliyordu. Alın size bir öküz adayı daha."

 


Yaşam, Akşam Gazetesi'nin pazar günü ücretsiz ekidir.