|

|
|
|
Rating tanrısı kim
itiraf.com belasına iki
senedir bilgisayar başında olduğumdan ANS'den gelen
yönetmenlik teklifini hoplaya zıplaya kabul ettim. İş de
pek havalıydı canım. Zuhal Olcay'la Haluk Bilginer'in
sunacağı, oynayacağı; sit-comlu, skeçli, şarkılı, danslı
bir cumartesi eğlencesi.
Prime time'ın göbeğinde
yayınlanacağı için de para, pul, emek, ilgi eksik
değildi. Oyuncular desen süper, orkestra desen süper,
dekorlar desen süper, ekip desen -e ben varım tabii- en
süper.
Hakikaten içimize sinen bir iş çıktı zaten
sonuçta da. Ama ilk programdan itibaren felaket tellalı
giysisini üzerime geçirdim, "Bu program prime time'da iş
yapmaaaz" diye dangada dungada davulumla ortalıkta
geziyordum. Karşısında BBG evi var, Emrah'lı Kınalı Kar
var, (yayın günü daha sonra pazara alındı) spor
programları var, magazin programları var. Var oğlu
var.
Tutmadı da maalesef. Ratingler yerlerde
yılan. Fakat parmağımı üzerine bastıracağım konu bu
değil.
Gitmişliğim yok ama okumuşluğum,
izlemişliğim var; Batı'da, özellikle de Türk
televizyonlarının Kâbe'si olan Amerika'da, yeni
programlar yayına girmeden evvel araştırmacıların eline
verilir. Onlar da denek gruplarına seyrettirip işin
eksiğini gediğini çıkarır. Yapımcılar buna göre programı
yeniden toparlayıp "rating'e uygun" hale getirir. Bu
araştırmalar program yayındayken de gidişatı belirlemek
için sürdürülür.
Başlığın cevabı
burada
Pekiii, bizim memlekette bu işler nasıl
yürür?
İki benzer örnekten gideyim. İlki Beyaz
Show. Kanal D'nin iç yapımı. Yönetmeniydim. Diğeri Ti
Show. ATV için ANS'nin hazırladığı bir dış yapım. Onun
da önce yönetmeni, sonra yazarıydım.
Amman,
yanlış anlaşılmak da istemem. Bu iki program,
kategorisindeki rakiplerine kalite deyince nal toplatan,
gerçekten başarılı yapımlar.
Derdim bu değil. Ne
peki? Rating tanrısı kim? Onu arıyorum.
Beyaz
Show'da program müdürü tek patron. "Aklıma bi şey geldi"
diyor. Ertesi gün o akla gelen hayata geçiyor. "Dekora
şöyle bi şey eklesek ya" diyor. Ekip sabaha kadar
çalışıp isteneni yayına yetiştiriyor. "Beyaz bu akşam
sen gene öyle yap, o çok tuttu" diyor. Beyaz öyle
yapıyor.
Program onun yönlendirmesiyle başlıyor,
onun yönlendirmesiyle devam ediyor.
Ti Show'da
ise programın canı ciğeri, yapım şirketinin patronu. "Bu
çok komik olmuş" diyor. O "bu", ilk programın başlarına
konup yayına giriliyor. "İyi de o kızın ratingi yok ki"
diyor. O kızı konuk alma fikri derhal unutuluyor. "Bu
tip çok tutuldu" diyor. Bu tipin acilen rolü
arttırılıyor.
Program onun yönlendirmesiyle
başlıyor, onun yönlendirmesiyle devam
ediyor.
Vesaire vesaire. İşler işte bu şekilde,
bir şekilde yürüyor.
Pardon
buradaymış
Sürü sepet programda çalıştım. Şok,
Laf Lafı Açıyor, Televizyon Çocuğu... Hiçbir zaman
ratingleri rating yapanlara sorulduğunu görmedim. Yani
çiftçi orada da milletin efendisi değil.
Yani
efendisi de... Tuhaf bir yönetim
biçimiyle.
Yazının girişinde, o kadar içimize
sindiği halde Ti Show'un tutmamasından bahsettim ya
hani. E tutmayabilir elbette. Doğaldır. Seyirci
programın formatını beğenmemiş olabilir, içeriğini
beğenmemiş olabilir, sunucularını beğenmemiş olabilir,
programın yayın saati uygun değildir, yayınlandığı gün
uygun değildir... Yani tutmamasının illa ki bir sebebi
vardır.
Vardır da.... Bunu bilen yoktur. Hatta
merak eden dahi yoktur desem yeri.
Programlar
ratinglere göre daha ilk bölümünden sonra kaldırabilir,
tam aksi yönde, ratinglere göre ihya edilip üç
televizyonda birden gösterilmeye
başlanabilir...
Ancak asla ve de asla
seyredenlere niye seyrettiği, seyretmeyenlere niye
seyretmediği sorulmaz. Ratingler iyiyse yöneticilerin
başlangıçta aldığı kararlarla program devam ettirilir.
Yok kötüyse aynı yöneticilerin "kurtarma planları"
uygulamaya konur.
Yani rating tanrısı televizyon
yöneticilerinin bizzat kendisidir.
En fazla çok
yakın çevredeki abi, yenge, bakkal, taksici (onlarla da
sohbet bir şekilde programa gelmişse) bazen referans
alınır. Ha ilginçtir, çok da önemsenir o konuşmada
kurulan iki cümle. Bir program toplantısının tamamının
dahi konusu olduğuna şahidim. Ama yine de -bu daha
ilginç tabii- neyin aksadığı ASLA sokağa
sorulmaz.
"E o zaman sen sorsaydın"
demeyin.
Valla bizim sokakta bakkal yok. Olsa,
medya sizin.
Öküzün
karısıydım
itiraf.com'da laf lafı
açar. Site halkından biri yazar, diğerleri, "Benim de
başıma geldi" deyip devamını getirir. İşte bu aralar da
hamile kadınların eşlerine serzenişleri çok
popüler.
İlk itiraf Almanya'da yaşayan, 30
yaşındaki "öküzünkarısıydım" rumuzlu bir hanımdan geldi.
"Doğum sancılarım tuttuğu sırada öküz kocamın bir
lafıyla yıkılmıştım. Şöyle demişti: 'İstersen işe
gitmeyip seni hastaneye götüreyim.' Seni hiçbir zaman
affetmeyeceğim!"
Ardından İstanbullu bir kadın
başka birinin başına geleni anlattı. "Bir arkadaşımın
doğum sancıları başladığı zaman kocası, 'Kırışık
gömlekle dışarı çıkamam' deyip arkadaşıma gömlek
ütülettirmiş. Bilmiyorum o neyin karısı
oluyor?"
Yine İstanbul'dan, 26 yaşındaki bir
hanımın anlattığıysa en çarpıcı olanıydı. "O da bi şey
mi? Benim sancılarım geldiğinde gecenin üçüydü. Tabii ki
acıdan kıvranıyordum. Bana ne dedi biliyor musunuz?
'Biraz yavaş inlesene!' Yataktan kalktım. Yüzüne
kıyafetlerini atıp, 'Çabuk beni hastaneye götür' dedim.
Yalancı sancıymış, doğum yapmadım ama acıdan
geberecektim yaa. Bir de adamın dediğine
bakın."
Şimdilik noktayı, 28 yaşındaki Bursalı
bir itiraf.comcu koydu. "Benim doğum sancım olmadı ama
suyum geldiği için hemen hastaneye gitmemiz gerekiyordu.
Eşim, 'Saçlarım kirli. Bir saçımı yıkayayım çıkarız'
dedi. Ne kadar dil döktüysem de derdimi anlatamadım.
Üstüne üstlük saçıyla da yetinmeyip duş almıştı.
Hastaneye vardığımızda annemler ve hatta doktorum bizi
kapıda bekliyordu. Alın size bir öküz adayı
daha."
| |  |
|
|
|
Yaşam, Akşam Gazetesi'nin pazar günü ücretsiz
ekidir.
| |