![]() |
Tüm Ürünler | Destek | Arama | microsoft.com | |||||||||||
| ||||||||||||
![]() Haşmet Babaoğlu |
Kadın, erkek, çocuk, genç bütün okurlarına e-posta üzerinden karakter tahlili yapan Haşmet Babaoğlu, özel web sitesine sahip olmayı uygunsuz ve 'ayıp' karşılıyor!.. İnterneti, aklınıza gelecek her yönüyle enine boyuna çekiştirirken, internetin gazete ve gazeteciye etkisine ve köşe yazarı-okur kimliğinin değişimine de değiniyor. Bir de Türklerin siber ortama zekâ katkılarına... Ç.K. : Neden gazeteci olmayı seçtiğinizi sorguluyor musunuz? H.B. : Bilinçli seçtiğimi söylemek isterdim ama ne yalan söyleyeyim bilerek gazeteci olmadım. Gazetecilik öncesinde uzun süre serserilik yaptığımı itiraf edeyim. Yine de diğer gazeteci arkadaşlarımla konuştuğumda, onların da bilinçli bir şekilde gazeteciliğe doğru yol almamış olduklarını görüyorum. Çoğu mesleğe 'sürpriz' eseri başlamışlar. Sanıyorum, gazeteci olmak bir mesleği seçmekle ilişkili değil. Ç.K. : Peki nelerle ilişkili olduğunu söyleyebilirsiniz? H.B. : Tamamen karakterle, hayat görüşüyle, yaşam biçimiyle bağlantılı. Merak ve izlenimler yönlendiriyor sizi. İlk gazeteci olduğum zamanlarda masabaşı ve koşuşturmakla geçen bildiğimiz anlamda gazetecilik yapmaktan sıkıldım ve patronum Ercan Arıklı'ya durumu anlattım. Gitmemi engelledi ve kalmamı istedi. Sonra tesadüfen Ercan Arıklı'nın yayın yönetmenim Arda Uskan'a söylediklerine kulak misafiri oldum. "İş vermekte ne kendini ne Haşmet Bey'i zorla. O konuşsun, anlatsın, dinleyin, soracağınız bir şey varsa Haşmet'e sorun" diyordu. İşte, benim gazeteci oluşumun nedeni, o andır. Ç.K. : Gazetecilik yaparken 'bildiğimiz anlamıyla' gazetecilik yapmamanın ötesinde başka öncelikleriniz var mıdır? H.B. : Sevdiğim insanlarla çalışmaktan daha büyük bir önceliğim yoktur. Mesleğin gerekleri falan, kimse kusura bakmasın, benim için sonra gelir. Önce sevdiğim insanlarla çalışmalıyım. Gerisi zaten gelir. Ç.K. : Yazınızı yazarken hassasiyet gösterdiğiniz alanlar var mı? H.B. : Köşe yazarı olarak komik bir durumum var. Zaten gereksiz hassasiyetlerin adamıyım! Yazılarımda eleştirdiğim adamın adını veremiyorum. Normalde okurlar beni kabul edip sevmeselerdi, bu 'kibarlıkla' köşe yazarı olmama önce patronlar izin vermezdi diye düşünüyorum. Okurla tuhaf bir el sıkışmamız oldu. Yazarken neredeyse naif bir tutumum var. Sırf bu yüzden kendime kızdığım oluyor, 'isim vererek eleştirirsen ille de Fatih Altaylı olmazsın' diyorum ama yapamıyorum... Tabi herkesin kulvarı ayrı. Fatih nasıl yazıyorsa öyle biridir, ben nasılsam öyle yazıyorum. Ç.K. : Pek öyle 'büyük hırsların adamı' gibi de durmuyorsunuz? H.B. : Medyadaki mutluluğumun nedeni, bu işin güzelliği ve güzel insanlarla vaktimi geçirmem... Ama Türkiye'nin en çok okunan köşe yazarı olmak, şu ya da bu gazeteyi idare etmek gibi heveslerim olmadı. İnsanın genç yaşta mutasavvıf bir çizgiden geçmesi öyle farklılaştırır ki... 'Sevilmek ve okunmak' yazan bir adam için çok güzeldir. 'Medya dünyasındaki en birincilerden biri olmalıyım', demek benim insani terbiyeme ters. Hiçbir etkili yazı, güzel bir insanla birlikte olmaktan daha hoş olamaz. Ç.K. : Bir gazeteci olarak internet sizin için ne anlam ifade ediyor? H.B. : Artık internetsiz gazetecilik diye bir şey yok bunu herkesin kabul etmesi gerek. Bugün gazeteci demek, en hızlı, erişilebilir ve zengin kaynağımız olan internette, yani diğer bir deyişle siber uzayda dolaşan kişi demektir. "Yok ben çok sevmiyorum", "İnternet mi, dur bakalım belki öğreniriz" diyenleri inanılmaz arkaik buluyorum. İnternetsiz gazetecilik yapmaya çalışanların durumu, cep telefonu taşımak istemeyenlerden daha beter. Cep telefonu taşımamakta günlük hayata ilişkin bir kararlılık vardır, ama gazetecinin gazetecilik yapmamak gibi bir kararlılığı olamaz. Ç.K. : Siber uzayın sizdeki çağrışımları neler? H.B. : Siber uzay, gerçek bir uzay; kaybolabiliyorsunuz. İnternetle yakın bağ kurmak kendinizi siber uzaya bırakıvermek anlamına gelmemeli. Yaygınlaşmaya başladığı ilk yıllarda modern iktidar alanlarını yıkacak ve özgürlüğün simgesi haline geçecek diye bakılıyordu internete... Bir anlamda hâlâ özgürlüğün simgesi. Orada kolayca varolabilirsiniz. Ama iktidar kanalları oluşturmadan internette ne sözünüzü dinlettirebilir, ne de tek bir söz dinleyebilirsiniz. Siz isterseniz ona medya deyin, ama o kanalı oluşturmaya ihtiyaç duyduğunuz anda, bir iktidar arayışındasınızdır. Bugün internette sayısız site varken, siber ortamda başıboş dolaşan bir insanın bu pek de bilinmeyen sitelerle karşılaşma oranını gözünüzün önüne getirin. Sonuçta hepimiz seçtiğimize yöneliyoruz; aynı iktidar ilişkisi gibi... İnternet üzerine teori üretenler acı bir gerçeği gördüler. Meğerse aynı gazeteyi bayiden almak gibiymiş, internette bir siteyle özel ilişki kurmak... Sizi çağıran şeyin bir süre sonra sizi ele geçiren şey haline gelebilmesi söz konusu. Ç.K. : Ele geçirilmeyi gazeteciler açısından yorumlar mısınız? H.B. : Gazeteciler hızlı ve yararlı enformasyona internet üzerinden ulaşırken işlerine yarayan şeylere hemen teslim oluyorlar. Bu arada bir parantez açacağım. Özellikle 'Enformasyon' kelimesini kullandım, 'bilgi' demedim. Microsoft'un dergisinde yayınlananlara bilgi derim ama internetteki herşeyi bilgiden saymıyorum. Yani verili ve dolaşan malumata Türkiye'de bilgi denmesinden ve kazanılmış, edinilmiş bilgiyle karıştırılmasından çok rahatsızım. Benim için internet keyif alanıdır. İnternette dolaşırken bende bağlılık yaratan, girdiğim siteler değil beni bağlayan kavramlardır. Tasarımdan edebiyata, resimden anarşist sitelere kadar dolaşabilme imkanı vermesi benim gözümde interneti özelleştiriyor. İnternette ucuz özgürlük şamataları yapmanın alemi yok. Elbette Britanica'nın ansiklopedi sitesinden alacağınız bilginin doğruluğundan şüphe duymazsınız. Bu aynı zamanda Britanica'nın iktidarıdır. Benzer bilgileri bilmediğiniz bir siteden alarak yazarsanız, bir gazeteci olarak şapa oturma ihtimaliniz yüksek. Bu Türkiye'de çok oluyor. Üstelik de internetle ilişkisi iyi olan ve nispeten entelektüel okura hitap eden gazeteciler bu tuzağa düşüyorlar. O tuzaktan kaçmak için internette rastladığım özel bir bilginin sağlamasını, güvendiğim yazılı belgelere bakarak yaparım. Ç.K. : Resmi web sitesi olan gazeteci-yazarların sayısı artıyor. Siz kendiniz için böyle bir site kurmayı düşünmüyor musunuz? H.B. : Sık sık bu konuda teklifler alıyorum ama etik açıdan doğru bulmadığım için reddediyorum. Benim vizyonum gazetedir. Sonuçta, çalıştığım gazeteden bir aylık alıyorsam, siberuzaya özel bir web sitesiyle giremem. Ya siberuzayda bir yazar olursunuz ya da bir gazetede. Yoksa özel web sitesi bana biraz uygunsuz hatta tırnak içinde söylüyorum, 'ayıp' geliyor. Ama bir okurum özel sitesinde yazımı kullanmak istediğinde kabul ediyorum. Nasıl olsa o yazı benden çıkmıştır artık. İnternette bir sitem olacaksa niye orada sadece gazeteci kimliğimle varolayım ki ayrıca? Grafik tasarımlar yapayım mesela... Ç.K. : İnternetin en çok hangi nimetini seviyorsunuz? H.B. : Özel hayatımda internete güvenirim. Mesela internet bankacılığını seviyorum. Kimi alışveriş türleri için de büyük bir kolaylık sunuyor. Sonra iletişim hızını kim yadsıyabilir ki... Ç.K. : Peki ya internet gazeteleri? H.B. : Ağırlıklı olarak medya dedikodularını izlemek için olabilir. Ama gazetemi bayiiden almalıyım. Gazeteyi sadece internet üzerinden yayınlama fikrinin dünyada da bittiğini görüyoruz. Çünkü bir okur olarak sizin bir gazeteye güven duymanızı sağlayan şey, o gazeteyi gidip alıyor olmanızdır. "O benim gazetem"dir artık. Fakat siberuzay sanki 'sizin gazetenize' uygun bir yer değil. Ama pek çok gazeteye erişip haberleri taramak için ideal. Şimdi bu konular üzerine akıl yürütmeye başlayınca, hayatın diğer alanlarında edindiğim bir bilgiyi transfer edebilirim. Şöyle ki, biz hep iktidar ilişkisini negatif tarafından aldık. Türkiye'de iktidarın pozitif ve negatif tarafı olan bir ilişkiler bütünü olduğunu unutuyoruz. Farkında mısınız, bu tarz bir ilişki internette de yok. Ç.K. : Yine de internetsiz bir hayat düşünemiyorsunuz... H.B. : Artık hayır! Gazetede sabahtan akşama kadar internette olduğum yetmiyormuş gibi eve gittiğimde de elim ister istemez internete gidiyor. İnternet haberleşmesi açısından yeniden yazılmalı insan psikolojisi. Eskiden dergilere gazetelere gelen mektuplar ya arzuhalciden ya da hafif patolojik karakterlerden gelirdi. Kırk yılda bir gerçek okurdan önemli bir konuda mektup alırdık. Okurla karşılıklı iletişim çok zayıftı. İnternetin hayatımıza soktuğu e-posta kolaylığı, gerçek anlamda haberleşmeyi sağladı. Ama bunu yine de abartmamak lazım!.. Çünkü gazetelerin ağırlıklı okuru olan 35-50 yaş arasındaki insanlar, 15-25 yaş arasındakiler kadar sık elektronik postayı kullanmıyorlar. Yani e-posta yoluyla gelen tepkiler gerçek gazete okurunun küçük bir bölümünü temsil ediyor. Sabah'ta çalışırken, bir ara borsacılar kafayı yedi sandım. Günde gelen 80 e-postanın 40'ı borsacılardandı çünkü. Sonra anladım ki, borsacının ekranı sürekli açık ve hayatı o ekranın karşısında geçiyor. Ç.K. : İnternetin köşe yazarı-okur tarihine doğrudan etkisinden söz edilebilir mi? H.B. : Köşe yazarı-okur tarihi kesinkes değişti. Okurun, rahatça ulaşabildiği köşe yazarını duygusal açıdan sahiplenmesini sağladı. Gençler, hayranlıkla yazarken bile bir e-postanın yarattığı söz söyleme ve tepki gösterme rahatlığını sonuna kadar kullanıyorlar. Bazen inanılmaz bir hoyratlık olabiliyor. Normal karakterler internette çırılçıplak. Ve gençlerden, öğrencilerden aldığım mektuplardan anlaşılıyor ki, çok kötü bir eğitim sistemi ve sosyalleşme modeli söz konusu... Sürekli olarak üniversite imtihanları, tezleri, kız arkadaşlarıyla konuşacakları konular ve hayattaki her şey için kolaydan öneri ve bilgi istiyorlar. "Hocam bilmem ne dersinde bir tez konusu verdi, sen bilirsin Haşmet Abi, sen bilirsini yazsana"... İnsaf yani! Ç.K. : Kadınlar ile erkeklerin e-postaları farklı mı? H.B. : Aynı gündelik hayattaki gibi. Erkekler laf geçirmek, 'Aynen sizin gibi düşünüyorum Haşmet Bey' ve 'Abim' demek için yazıyor. Düz, açık, net ve enformatik şeyler yazıyorlar. Kadınların e-postaları ise olağanüstü renkli!.. Bütün zekaları, mizah duyguları o elektronik postanın içinde, çok hüzünlü bir konuda bile inanılmaz nitelikte mektuplar atıyorlar. Bu neden oluyor biliyor musunuz? Onu bana göstermek için yazmıyorlar, yazarken kendilerine gösteriyorlar. Bakın burası çok önemli. Çünkü, erkekler bana, kadınlar aslında kendilerine mektup yazıyor. Ben de arada okumuş oluyorum. Ç.K. : Geriye kalan e-postalarda ana konulardan biri futbol olmalı? H.B. : Beşiktaşlı olmama rağmen, en az onlardan e-posta geliyor... Zaten akrabasınızdır, aynı taraftansınızdır, söyleyecek fazla bir şey yoktur. Fenerbahçeli ve Galatasaraylı taraftarlar ise düşüncelerini güvendikleri Beşiktaşlı Haşmet Abi'ye yazar ve yorumunu merak ederler. Ç.K. : Sizce duvar kağıdı kullanmak, bilgisayarı insanileştirme çabası mıdır? H.B. : Bilgisayar sanki bizim olmayan bir şey gibiydi eskiden. Bu açılış fotoğrafı, ya da duvar kağıdı dediğimiz şey bilgisayarı bizim yapmaya başladı. Bilgisayarımdaki açılış fotoğrafının evimdeki tablodan ne farkı var? Benim favorilerim kaplan, çöl ve deniz feneri resimleri. Sabah'ta çalışırken Büyük Sahra Çölü ekranımdaydı. Her baktığımda çölün yarattığı yatay uçurum beni heyecanlandırıyordu. Kesinlikle evcilleştirme çabası. Zaten o kadar çok başbaşayız ki evcilleştirilmesinde fayda var. Ç.K. : Önemsediğiniz ve önerdiğiniz web siteleri var mı? H.B. : Türkiye'nin siber ortama yaptığı iki katkı var: Ekşi sözlük (eksisozluk.com) ve itiraf.com. İkisi Türklerin siber ortama zeka katkısıdır bence. Aslında ne yalan söyleyeyim, ben itiraf.com'a pek ısınamadım. Hiçbir itiraf insanın çıplaklığı değildir çünkü. Aslında insan itiraf ettikçe giyinir. Ama ekşi sözlükte herkes farkına varmadan yazarken soyunuyor. Önerebileceklerime daha doğrusu sık sık başvurduklarıma gelince; Yemeksepeti.com karnınız acıktığında gayet iyidir. Arama motoru olarak uzun yıllar yahoo'yu kullandım, şimdi pek çok kişi gibi google'ı daha yoğun kullanmaya başladım. Arama motorları benim için oyun gibidir. Bir kavram yazarım, sürpriz bir şey çıkar, acayip eğlenirim ama bence arama motoruna girmenin keyfi, arama halinde gizli.... Ciddi internet kaynaklarına gelince, onları siberuzayın saygıdeğer istasyonları olarak görüyorum. Bu anlamda vazgeçemediğim bir site Alldaily.com'dur. Uluslararası basında yayınlanan makaleleri seçerek yayınlıyorlar. Özellikle bilim ve sanat üzerine odaklanmış görünüyorlar. Alldaily.com'dan büyük zevk alıyorum. Ç.K. : Hiç herhangi bir arama motoruna girip kendi adınızı yazdınız mı? H.B. : Kendi adımı yazıp hiç arama yapmadım. O da benim nevrozum olsun! Bir radyo programında benimle ilgili böyle yazılı belgeleri yazıcıdan basmışlar, o çıkışı alınan sayfaları görünce tüylerim diken diken oldu, okuyamadım bile... Moralimi bozmaz gibi düşünüyordum ama şimdi siz sorunca, var bir nedeni diye düşünüyorum; evet, evet kesin var... |
| merhaba | söyleşi | kapak konusu | teknoloji | konuk yazar | yaşam | perspektif | konuk yazar | mobility | gezi | eğitim | aktif |