'Pişmanlık com' diye bir site duydunuz
mu? Duyamazsınız, çünkü tamamen Füsun Önal'ın uydurması.
'İtiraf com' da herkesin içinde kalanları patır patır
anlatmasına öyle özenmiş ki; eline aldığı kalemi geçmişin tam
göbeğine batırıvermiş.
Ankara'da olduğu yıllarda, o
dönemin çoook popüler bir topluluğu olan 'Modern Folk
Üçlüsü'nden Ahmet Kurtaran'lar oturuyormuş.
Bu meşhur
üçlünün menajeri de Hıncal Uluç'muş.
Gerisi Füsun'un
kaleminden: Siyasal mezunu Hıncal, 'Delta Reklam'da çalışıyor,
bir yandan da Modern Folk Üçlüsü'nün konserlerini organize
ediyordu. O yıllarda gece çıkmak için, ailece görüştüğümüz
Ahmet Kurtaran, grup arkadaşları ve menajerleri Hıncal Uluç
imdadıma yetişiyordu..
Hıncal'la işte o zaman aramızda
bir yakınlaşma olmuştu.
Ben, oldum olası kendimden
epey büyük erkeklerden hoşlanmışımdır.
Belli bir tipim
de yoktur, yeter ki 'uzun boylu' ve kültürlü olsun...
Sonra ben İstanbul'da yaşamaya ve sahnelere çıkmaya
başladım. Hıncal'la yazışıyorduk. Bana şuşu diyordu.
İstanbul'a geldikçe bir yerlere gidiyorduk.
En büyük
hatalarımdan birini onunla çıktığımız bir gece yaptım.
O zamanın 'Reina'sı- 'Laila'sı gibi olan Boğaz'daki
'Lalezar'a gittik.
Ajda fırtınasının estiği yıllar.
Armatör İpar'ların oğlu Cömert Baykent ile birlikte Ajda.
40'lı yaşlarda, uzun boylu, harika İngilizce, Fransızca
konuşan, çok havalı giyinen, çok yakışıklı bir adam Cömert.
Ajda ünlü bir şarkıcı, bense yeni yeni bir şeyler
yapmaya başlamış Kolejli bir kızdım. Ajda ile de Ankara'da
ailece bir kaç kez görüşmüşlüğümüz vardı.
O Lalezar
gecesinde Ajda, Cömert'le kavga etmişti. Hıncal'ın yanına
gelip onunla bir şeyler konuştu. Derken Cömert beni dansa
kaldırdı.
Salak gibi kalktım.
Adam benim minik
bedenime sımsıkı sarıldı, pistte dönmeye başladık: My Way
çalıyor, Cömert de bu anlamlı şarkıyı bana fısıldayarak
söylüyor...
Küçük genç kız kalbim yerinden çıkacak
gibi çarpmaya başlamıştı.
Ve Cömert bir an İngilizce
olarak pattt diye 'Buradan çıkalım mı?' dedi.
Büyülenmiştim.... Cevabım 'Evet' oldu.
Ve ben
Hıncal'la birlikte geldiğim Lalezar'dan, Ajda'nın sevgilisi
Cömert'le çıktım. Tanrım ne salaklık!!! Hiç yapılır mı bu?!
O zaman Televole'ler yok ama magazin muhabirleri bu
günkü kadar çok kalabalık olmasalar da, yine de bu tip
olayları kaçırmazlardı. Tabii ertesi gün manşetteydik.
Rezalet!!! Ailece tanıştığımız Ajda'ya, koskoca Ajda Pekkan'a
bunu yapmamalıydım.
Kariyerinin çok başında tıfıl,
tecrübesiz bir kız olan bana, son derece yol gösterici, sevgi
ve ilgi dolu davranan Hıncal'a asla böyle davranmamalıydım.
Ama kabahat bende mi şekerlerim? Bir genç kız kalbi
öyle etkileyici bir adama nasıl dayanırdı ki? Ama aşk,
pişmanlık duymamaktır. O yakışıklı adama aşık olmuştum. Hala
bana yazdığı mektupları saklarım.
Hıncal'ın
mektuplarını da...
Sorry Ajda... Çok üzgünüm
Hıncal'cım...
İkinizi de seviyorum, size karşı o
davranışımdan dolayı pişmanım...
Beni bile okumuyor
Erkekleri
anlamakta müthiş bir güçlük çekiyoruz.
Yılmaz Erdoğan
ve Sinem Güven ilişkisi noktalanırken, bu işretin esbabı
mucibesi nedeniyle olsa gerek, kısa bir suskunluk
yaşanmıştı.
Ancak bir süre sonra Yılmaz'dan garip bir
patlama sesi duyuldu. 'Birlikte olduğum kadınlar hiç kitap
okumuyordu. Hatta benimkini bile.'
Merak ediyorum,
zekası da, kalemi kadar kıvrak olan Yılmaz Erdoğan'ın Sinem
Hanım'ın kitap okumadığını fark etmesi niye bu kadar uzun
sürdü?
Aslını isterseniz, sanatçı dostlarımız,
90-60-90, sosyal çıtası yüksek hatunlara çok kolay abayı
yakıyorlar.
Bu durumun bir açıklaması var elbette.
Herkes neslinin devamını düşünüyor. Yani bilinçaltı da olsa,
en güzeli dünyaya getirmek için başlatılan tamlanma sürecinde
üretilen hormonların bedeli ödeniyor. O anda kitap mı okur,
roman mı yazar? Hiç ama hiç önemsenmiyor. Taa ki, hormonların
kimyasal çekimi azalana kadar.
İhtimal ki,
hanımefendiler de aynı zamanlama içinde Türkiye'de milyonlarca
sıradan 'Yılmaz' yaşadığını fark ediyorlar. Bu yüzden önce
suskun, sonra öfkeli açıklamalar geliyor ardından.
|