Etraf
Niçeci dolu!
Arkadaşımız
Elif Ergu'da galiba filozof tüyü var. Baksanıza Orhan
Gencebay'a bile Nietzsche'den (1844-1900) etkilendiğini
söyletmiş. Halbuki bırakın Nietzsche gibi zorlu bir
filozofu, bizim lise mezunlarımız dahi ne Eflatun'dan
çakar, ne de Kant'tan.
Üstelik
bu Ergu'nun ilk 'vukuatı' da değil. Sosyetik eğlence
mekanlarının başarılı işletmecisi Metin Fadıllıoğlu da,
Ergu'ya, "Nietzsche'nin Tanrı'yı öldürdüğünü"
söylemişti... Ben Nietzsche'nin (hadi gelin eski usul,
okunuşuyla analım pos bıyıklı Alman filozofu: Niçe)
aforizmalarıyla köşe yazılarına şık ve ezoterik bir süs
olmaktan öteye pek geçmediğini sanırdım. Bir de
bunalımlı delikanlılar okur onu daha çok ("Kadına mı
gidiyorsun, kırbacını unutma" demişti ya...) ve bir
sevgili bulunca da unutuverirler. Meğer Niçeciler
düşündüğümden daha fazlaymış. Hatta devletin zirvesine
tırmanmışlar. MGK'ya bile girip çıkıyorlarmış. Örnek mi?
Geçenlerde, çaptan düşmekte olan ekonomik krizle ilgili
olarak Devlet Bakanı Kemal Derviş, Fransız Le Figaro
gazetesine verdiği demeçte, "Bizi öldürmeyen kriz;
güçlendirir" demedi mi?
İşte gerçek Niçeci böyle konuşur: "Beni yok etmeyen,
beni daha da güçlendirir." Hoş, bizim basın dalgınlıkla
bu sözün Niçe'nin en ünlü yapıtı olan Böyle Buyurdu
Zerdüşt'te yer aldığını yazdı ama... Ziyanı yok,
doğrusunun 'Zerdüşt' değil Putların Alacakaranlığı
olduğunu Derviş onlara öğretir.
Sanırım farkında olmadan Derviş bu sözüyle SABAH
yazarı Metin Münir'e de cevap veriyordu. Çünkü geçen yıl
kriz patlayınca, Metin Münir 21 Şubat 2001'de, "Beni
öldürmeyen her şey, beni daha güçlü yapar... Ne yazık ki
Nietzsche'nin bu sözleri ekonomi için geçerli değil"
diye yazmıştı. 2 Mart'ta Türkiye'ye gelen Derviş'in
arşivleri karıştıracak vakti olduğunu sanmıyorum.
Evet; devletin tepesinden medyaya, müzikten eğlence
dünyasına Niçeciler'in her yere sızdığını göstermiş
oldum sayılır. Ama hâlâ ikna olmadıysanız BBG Eray'ın da
Niçe parçaladığını üzülerek hatırlatırım.
FOTO-ANALİZ
Şimdi soracaksınız: Bunları anladık da, neden o
arabaya Derviş ile Orhan Abi'yi koştun? Açıklayayım...
espri şuradan geliyor: Bu çok ünlü bir fotoğraf. Niçe
ile öğrencisi Ree atların yerini almışlar. Elinde kırbaç
olan kadın ise, evlenme teklifini reddettiği Niçe'den
başka; psikanalist Freud ve şair Rilke'yi de derinden
etkileyen Lou Andreas Salome (1861-1937).
Ne zaman birisi Niçe'den söz etse aklıma bu fotoğraf
gelir ve merak ederim:
Niçe'den ilham aldığına göre acaba arabayı da çekmeyi
kabul eder miydi? Ekürisi kim olurdu? Ve son olarak:
Salome'nin yerine kırbacı hangi kadın şaklatırdı?
Böyle bir fantezi işte...
ZİNCİRLEME REAKSİYON
"Sağlığa dikkat etmek, yaşamaya engeldir."
(Platon)
"Platon sıkıcıydı." (Nietzsche)
"Nietzsche salak ve anormaldi." (L. Tolstoy)
"Tolstoy'u kaale almam." (E. Hemingway)
"Hemingway öküzün tekiydi." (Harold Robbins)
NE DERTLER VAR
Ayıkken dört sarhoşken sekiz Önce itirafı
okuyalım: "Tam 4 tane meme ucum var. İkisi normal yerde,
diğer ikisi ise göğüs kafesimin tam bittiği yerde. Küçük
olsalar da görünümleri beni çok üzüyor. Denize, havuza
gidemiyor, arkadaşlarımın yanında üstümü
değiştiremiyorum. Bir operasyon geçirdim ama
görünümlerinde hemen hiçbir değişiklik olmadı. Bu
noktalardan nasıl kurtulabileceğimi bilen birileri varsa
n'olur bana yol göstersin. Hayatımın geri kalanında
normal bir vücut istiyorum." (lastdance; erkek; 21;
Ankara)
Bu arkadaşa tıbbi açıdan maalesef bir yardımım
dokunamaz. Ama dörtlünün karşı cinste nasıl duracağını
gözünün önüne getiremeyenler için bir fotoğrafım var.
Türk önce girer!
Espriyi bilirsiniz: Dünyaca ünlü piyanistin,
adını değiştirmiş bir Karadenizli olduğunu Temel nasıl
anlamış? Adam konsere başlarken, taburesine oturup,
piyanoyu kendisine doğru çekiyormuş!
Birisinin Türk olduğunu anlamanın bir ölçütü daha
var: Türk önce girer! Bu temel prensip günlük yaşamda
şöyle uygulanır:
Asansörün kapısı açıldığında, içeriden çıkmaya
çalışan kaç kişi olursa olsun, beklemekte olan Türk
hemen davranır ve içeri dalmaya çalışır. Grekoromen bir
sahnedir.
Ayrıca dükkan ne kadar kalabalık olursa olsun, Türk
içeri girmeye çalışır. (İnanmayan; Orhan Pamuk'un Kara
Kitap'ta meşhur ettiği, bizim gazetenin karşısındaki
Alaattin'in Dükkanı'nı beş dakika izlesin.)
Tahmin ettiğiniz gibi bir Türk aynı davranışı genel
tuvalete girerken de gösterir. Normali budur. Ancak son
bir örneğim daha var ki gerçek bir inci:
Eğitim seviyesi yüksek, kent adabından haberli
insanların yaşadığı Selamiçeşme semtindeyiz. Durakta
sıra var. Derken bir dolmuş duruyor. Belli ki inecek
var. Otomatik kapı açılıyor. Sıranın başındaki beyefendi
hamle ediyor. Bir ayağı içeride, diğeri aşağıda. Dolmuşa
girmeye çalışıyor ama yer yok ki! İnecek olan kadın ise
bu organik bariyeri aşamadığı için yerini boşaltamıyor.
Gövdeler itişiyor. Adam, kadının ittirmesini, içgüdüsel
olarak bir meydan okuma gibi algılıyor. Yol vermiyor
kadına. Durumu kavraması, mantığını çalıştırıp yana
çekilmesi 15 saniye sürüyor. Ki sanırım dünya rekorudur
ve ne olur ne olmaz, bir ayağı hâlâ dolmuştadır...
İnsanları güldürmek sevaptır
Eğer fotoğrafçı olsaydım ve sadece iki konuda
odaklaşmam gerekseydi, kadın-erkek ilişkisini ve
köpekleri tercih ederdim. İlki bitmez tükenmez bir
araştırma alanı. Diğeri ise en sevdiğim hayvan. Elliott
Erwitt de objektifini bu iki alana çevirenlerden...
Magnum ajansı için çalışan Amerikalı fotoğrafçı
Erwitt'in, Kadın ve Erkek Arasında (1994) adlı kitabında
da yer alan görüntüler, 28 Şubat Cuma gününden itibaren
Teşvikiye'deki Pamukbank Fotoğraf Galerisi'nde
sergileniyor. Köpek fotoğrafları yok ama Kumsallar'dan
(1991) kareler yer alacak.
1928 doğumlu ustanın fotoğrafları son yıllarda
yeniden moda oldu; dünyanın en saygın galeri ve
müzelerinde sergileniyor. Niye 'yeniden' diyorum? Çünkü
New York Times gazetesinin 'şahin' yazarı William
Safire, 1959'da Nixon ve Kuruşçev'i Moskova'da bir araya
getirmişti. İki siyasetçinin kapışması, Mutfak
Tartışmaları adıyla ünlenmişti. Fotoğraflarını çeken de
Erwitt'ten başkası değildi.
"İnsanları güldürmek hayattaki en büyük başarılardan
biridir" diyen hınzır ustanın sergisini kaçırmayın.
(Galeri Pazar-Pazartesi hariç 10:00-19:00 arası açık.)
|