27 Ocak 2003 Pazartesi


Ersan Özer

 
ersan.ozer@aksam.com.tr
Artık seni seviyorum diyoruz

Geçen hafta Akşam gazetesinde Ege Çölyakla Yaşam Derneği'nin başkanıyla yapılmış bir söyleşi vardı. Ender rastlanan bir hastalık bu. Yakalananlar unlu ürünleri; yani bisküvi, ekmek, börek yiyemiyor. İlginçtir, çölyak ilk kez itiraf.com'la gündeme geldi. "Çölyak babası" rumuzlu bir site sakini, kızına böyle şeyleri yediremediği için üzüntüsünden bahsetmişti. Ardından gazeteler, televizyonlar konuyu haber yaptı. Nihayetinde de bu dernek kuruldu. Türkiye'de birbirinden habersiz yaşayan 500 hasta İzmir'deki organizasyonda bir araya geldi. Sorunlarını konuştular. Dayanışmaları gerektiği konusunda hemfikir oldular. Birlik olmanın ilk meyvası da hemen geldi zaten: Büyük bir bisküvi firması çölyaklılar için özel ürünler üretmeye başladı.

itiraf.com'un gündemi belirleme konusunda sabıkası çok. Ama nedense web siteleri henüz yayından sayılmıyor. "Altı üstü bir site" hepsi. Yüzbinlerce ziyaretçisi olmasına karşın bir yerde alıntı yapıldığında adı bile anılmadan "İnternet'te okudum" gibi gayet genel bir ifadeyle geçiştiriliyorlar. Oysaki konvansiyonel medyadan hiç farkları yok ki. Onlar izleyiciye kağıtla, televizyon ve radyo cihazıyla erişiyor, web siteleri de bilgisayarla.

Seksen sene geciktik

itiraf.com ilk açıldığında dünyada bu türden ilk siteydi. Ancak bunu hiç üstüme almadım. Özellikle Amerika'da öyle incik boncuk konularda yayınlar var ki hele hele itiraf gibi bizzat Hıristiyan kültürün içinde olan bir konsept hakkında site yapılmamış olması imkansızdı. Yani mutlaka vardı bir sebebi, akıllarına gelmediği için olamazdı.

Indiana Üniversitesi profesörlerinden Christine Ogan, itiraf.com'la ilgili uzunca bir analiz yazısı yazdı. Ben de o vesileyle öğrendim. ABD'de bırakın sitesini, taaa 1919 yılında "True Story" (Gerçek Hikaye) adıyla bir itiraf dergisi çıkıyormuş. Zaten 1922'de de adında itiraf sözcüğü geçen "True Confessions" (Gerçek İtiraflar) diye bir dergi daha yayına başlamış.

Aktüel dergisi geçen yıl itiraf.com ve Reha Muhtar'a İtiraf programından hareket ederek, "Yoksa itiraf toplumu mu oluyoruz?" başlıklı bir haber hazırlamış, uzmanlarla konuşmuştu. Hepsi, son dönemde toplumda bu yönde gelişmeler yaşandığını, örneğin anı, günlük türü kitapların çoğalmasının da bunun bir göstergesi olduğunu söylüyordu. Ne güzel. Amerika'da 80 sene önce başlayan süreci Türkiye'de ateşlemek itiraf.com'a nasip oldu.

Kocaman bir aferin

Geçen hafta sitede, "Eşinize/sevgilinize hangi sıklıkta 'seni seviyorum' diyorsunuz?" diye sorduk. Yüzde 34 her zaman dedi, yüzde 20 sık sık, yüzde 17 zaman zaman, yüzde 12 çok nadir. Yüzde 18 ise "Hiç söylemiyorum" seçeneğini işaretledi. Bu sonuçlar ehhh ama yine de durum o kadar da kötü değil. İlerleme kaydettiğimiz kesin. Aynı anketi 10 sene önce yapsaydık eminim her zaman diyen yüzde 34'ü biraz zor görürdük. Anlaşılan o ki en azından kadınlarımız-erkeklerimiz için içi dışı başkalıktan kurtulmaya başlamışız. Duygularımızı gösterir olmuşuz. Valla ne diyeyim. Çorbaya itiraf.com'un da katkısı olduysa kocaman bir aferin. Fikir babasıyım diye söylemiyorum. Boynuzun kulağı geçeli çok zaman oldu. Kendiyle beraber beni de eğitti, büyüttü. İnanın herkes kadar ben de minnettarım ona.




Aldatmamak için boşanıyorum

itiraf.com'da zamanla öyle bir atmosfer oluştu ki kimselere açılamayan sırlar ortalığa dökülüverdi. Çoğumuz, 'ne hayatlar yaşanıyor' diye ağzımız açık kaldık. Her şey insan için elbette. Öyle ama yine de bu kapalı kapılar ardında Washington durumu en azından uç örnekleri görene kadar bir alışma devresi gerektiriyor.

"Rowenta" rumuzuyla itiraf.com'a yazan hanım 30 yaşında. O ve eşi Türkiye'nin en iyi okullarından mezun. Dokuz senelik beraberlikte hiç cinsellik yaşanmamış. Bu yüzden boşanıyorlar. Bir ICQ seansında bu noktaya nasıl geldiklerini konuştuk.

Kaç yıldır evlisiniz?

- Dört. Öncesinde de beş yıl flört ettik.

Evlenmeden önce hiç cinsellik yaşanmadı mı?

- Bir yere kadar. Evlendiğimde bakireydim. Aslında "evlenmeden olmaz" diye bir mantık gütmedik. Sadece o şekilde gelişti işte.

Sonra?

- Nikah günü bende "ilk gece korkusu" oldu. O da beni rahatlatmak için sonra deneriz dedi. Ama bir daha hiç gündeme gelmedi. Konusunu bile açmadı. Sonunda dayanamayıp bir akşam sordum. Denedik de. Ama yeterince ereksiyon olmadı. Ardından birkaç başarısız deneme daha oldu. Ve bir daha da cinsellik konusu açılmadı, tamamen çıktı hayatımızdan. Sanki normal evlilik böyleymiş gibi bir hâl aldı. Ama çocuk da değiliz. Tabii biliyorduk bir şeylerin ters gittiğini. Sanırım insan bazı şeyleri kendine bile inkar ediyor.

Hep kendimi suçladım

Bu meseleyi konuşuyor muydunuz hiç?

- Arada sırada konuşuyorduk. "Böyle başladık, sanki böylesi normalmiş gibi de alıştık" diyordu eşim.

Profesyonel yardım düşünmediniz mi?

- Jinekoloğa gittim. Adama sorundan bahsederken (eşim de yanımdaydı) ağlamaya başladım. Çünkü hep kendimi suçluyordum. "Ben ilk gece korktum. O yüzden yaşanmadı. Eşim de bundan olumsuz etkilendi. Onun psikolojisini bozdum. Beni incitmekten korkuyor" diye düşünüyordum. Doktor, "Bu jinekologluk değil" deyip bir psikolog adı verdi. Gittim de. Yine eşimle beraber ama psikolog ona dışarıda beklemesini söyledi. Oradan ayrılırken ilk defa sorunun benden kaynaklanmamış olabileceğini düşündüm.

Ne kadarlık evliydiniz o zaman?

- Birbuçuk yıllık. Psikolog, "Eşin hiç ısrar etti mi? Adım attı mı?" diye sordu. "Hayır" dedim. Bir de üstüne eşimi savundum. Epey konuştuk. Sonunda eşimin de bir psikoloğa gitmesi gerektiğini söyledi. Ama gitmedi.

Niye?

- "Bende bir sorun yok" dedi. Bence yalan da söylemiyordu. Sadece kendini buna inandırmıştı.

Ağlama krizine girdim

Peki sizi suçluyor muydu?

- Hayır. Aksine çok sevecen, çok iyiydi. Her zaman da öyle oldu.

Aradan üç sene geçti?

- Hiç konuşmuyorduk. Sadece bazen ima ediyordum. Doktor, yaptırılması gereken test isimleri buluyordum ama gitmiyordu. Bütün girişimlerim sonuçsuz kaldı.

Eşiniz niye böyle davranıyor? Niye tedaviden, hatta sorunun tesbitinden dahi kaçıyor?

- Sanırım korkuyor. Kendini "tensel uyumsuzluk" diye kandırıyor. Bana bu konuda dediği son şey, "Seni kardeşim gibi görüyorum" oldu.

Bundan sonra ne olacak?

- Boşanmaya karar verdik.

Sebebinin bu olduğu konuşuldu mu?

- Evet. İsmi de kondu: "Cinsel uyumsuzluk."

Ayrılma teklifi kimden geldi?

- Bir gün bu konulardan dolayı çok kötü bir ruh halindeydim. Feci bir ağlama krizi yaşadım. Geçtiğinde ayrılmayı isteyip istemediğimi sordu. İstiyorum deyince o da bunun her iki taraf için de iyi olacağını söyledi. Yani ortak verilmiş bir karar.

Niye ayrılmak istiyorsunuz?

- Çünkü bir erkek tarafından seksi bulunduğumu hissetmeye ihtiyacım var. Çünkü artık "kadın" olmak istiyorum. Çünkü günün birinde çocuk sahibi olmak istiyorum. Çünkü o çocuk "normal" bir aileye doğsun istiyorum. Çünkü ve en önemlisi, eşimi aldatmak istemiyorum.

20 yıl sürebilirdi

Cinsellik olmadan da yürümez mi bir evlilik?

- Hayır yürümez. Sadece bir kere bile birlikte olsak, hayatımda bana kendimi bir kere bile seksi hissettirmiş olsa ve sonra bir sebepten dolayı iktidarsız kalsa o zaman ömür boyu evli kalırdım. Mesele cinselliği yaşamak değil, kendimi nasıl hissettirdiği. +*b Çözümü yok mu?

- Tek taraflı çözüm aranınca olmuyor. İğneyle kuyu kazmak gibi.

Bunu sorun etmeseydiniz bu evlilik 20 sene daha devam eder miydi?

- Sürüp giderdi.

Peki sevgi bitti mi?

- Canımı verecek kadar çok seviyorum onu. Fakat bu şekilde yürüyemez.

İleride pişman olma ihtimaliniz var mı?

- Hayır pişman olmayacağım. Umarım o da olmaz.

 


Yaşam, Akşam Gazetesi'nin pazar günü ücretsiz ekidir.