03 Şubat 2003 Pazartesi


Ersan Özer

 
ersan.ozer@aksam.com.tr
Tişört nasıl hayat kurtarır?

Tişört nasıl hayat kurtarırGünsel Baytok Amerika'da yaşıyor. Bana bir mail gönderdi. Kızı Seher'in başına gelenleri anlatmış. Buyrun. Bu tembel Pazar gününde, siyah bir tişörtün bir insanın hayatında ne kadar değerli hale gelebileceğine tanıklık edin.

Sayın Ersan Özer. New York sokaklarında çaresizce dolanırken, bir tişört sayesinde bir mucizeye tanık oldum, hâlâ da mucizenin içinde yaşıyorum.

21 Haziran'da biraz ateşi çıkıp öksürmeye başlayan kızımı, iki gün sonra neredeyse koma halinde hastaneye kaldırdık. Yapılan tetkiklerden hiçbir sonuç alınamadı. Ateşini bile zor kontrol ediyorlardı.

Buranın doktorları duygudan o kadar uzak ki hastane yöneticisi, iki doktor ve bir psikolog, sanki tek hücreli bir canlıdan bahseder gibi, kızımın bilinmeyen bir nedenle hayati fonksiyonlarını giderek yitirdiğini, kaçınılmaz sonunun yakında geleceğini, Amerika'daki en iyi hastanelerin uzmanlarıyla görüştüklerini, böyle olayların sık olmasa da meydana geldiğini söyledi.

En acı tarafı da, o kaçınılmaz sondan sonra kızımı bana veremeyeceklerini, gerekli incelemelerin ardından ancak özel bir şekilde toprağa verilirken nezaret edebileceğimi bildirdiler.

İki hafta süren korkunç bekleyiş sırasında yavrumu ancak kalın camların ardından görebildim. Bir sabah, temiz bir şey kalmadığı için kızıma bir arkadaşının getirdiği itiraf.com tişörtünü giydim. Hastanenin park yerinde, "itiraf.com buralara kadar gelmiş" diye Türkçe konuşup gülümseyen kadını gördükten sonra da mucize başladı.

Hastalığın nedeni Alaska'da

Birkaç dakika içinde o benim derdimi, ben onun kim olduğunu öğrenmiştik. Başka bir hastanede misafir doktor olarak bulunan bir Türk'tü. Merkez Hastanesi'ne bir arkadaşını ziyarete gelmişti. En önemlisi de yavrumun hastalanmasına neden olan konunun uzmanıydı.

Kızımın durumunu öğrendikten sonra yapılan tetkikleri ve uygulanan tedaviyi saatlerce inceledi. Ardından da kendisi muayene etti.

Hastanede herkesin büyük saygı duyduğu bu kadının o gün evine konuk oldum. Sabah üçe kadar birçok ülkedeki arkadaşıyla konuştu, belgeleri inceledi. Sonunda bana hastanedeki doktorların sormadığı bir soru sordu. Kızımın son iki ayını nerede geçirdiğini, nasıl yaşadığını öğrenmek istedi.

Hastalanmadan on beş gün önce Alaska'daki eski eşimin yanında on gün kaldığını öğrendikten sonra da herşey çözülmeye başladı. Babasından, oradayken yediği alışılmamış yemekleri öğrendik. Ve kızımın bir çeşit konserveyi bol bol yediğini tespit ettik.

Bunun üzerine tedavi değiştirildi, başka ilaçlar verilmeye başlandı. Üçüncü gün ateş düştü. Kızım gözlerini açtı. 23 Temmuz'da da hastaneden sapasağlam çıktı. Şimdi arkadaşlarıyla tatilde. Gerçi bir ilacı belki ömür boyu kullanacak ama sadece tekrarlama olasılığına karşı.

Sorunun, konservedeki toksik maddenin bütün dolaşım sistemini ele geçirmesinden kaynaklandığı anlaşıldı. Bu madde ancak kuluçka döneminde tespit edilebilirmiş. Yaşlı kişilerde çabuk etki yaptığından tespiti kolaymış. Genç insanların direnci çabuk düşmediğinden anlaşılamıyor, bütün sistemi ele geçirdikten sonra ani komalara neden oluyormuş. Ve ölüme kadar götürebiliyormuş.

O gün yağmurluğumun önünü kapatsaydım, itiraf.com tişörtü görülmeseydi, mucize yanımdan kayıp gidecekti. Hayatımdaki biricik varlığın aramıza dönmesine itiraf.com vesile oldu. Size çok teşekkür ederim.




Coşkun Fener'e tecavüz et

Koca bir ülke adınızın önüne "tecavüzcü" sıfatını koysa ne yapardınız? Ölürdünüz, biterdiniz, likit olur yerlere akardınız di mi? Ama Coşkun Göğen, hayatından memnun. Tecavüzcü Coşkun olmayı uzun yıllardır gayet kabullenmiş durumda. Sokakta, "Tecavüzcüüü!" diye bağıranlara gülümseyerek, 'eyvallah' anlamında başını eğiyor. Bir mekana girdiğinde birilerinin ayağa fırlayıp, "Aman Coşkun geldi" diyerek sırtını duvara yapıştırmasına alışkın.

Tamam, gülüşü pis, tipi Allah vergisi ofsayt ama bana sorarsanız lakabı yine de "Boyun fetişisti Coşkun" olmalıydı. Şahsen ben onun, kurbanının boynunu öpmekten öteye gittiğine tanık olmadım. Bir de yakın planda kemerini çözerken görürdük ama onun da sonrası meçhul.

Pantolonu deneyemedim

Tecavüzcü Coşkun'la ilgili ne kadar çok detay bildiğimi farkedince şaşırdım. Anladım ki Cüneyt Arkın'dan daha çok ilgilenmişim onunla. Mesela Coşkun'un 80'lerde Galatasaray amigosu olduğunu biliyorum. Cim Bom'un kapalısı, "Coşkun Fener'e tecavüz et!" sloganını atardı. Yıllardır Antalya'da yaşadığından haberdarım. Şehirde bir gün geçirseniz, mobiletiyle gezen Coşkun'a rast gelmemeniz imkansızmış.

Bir aralar ETV televizyonunda "Vay Be Coşkun" adında bir program sunuyordu. Güneş, Dünya, Uzay adlarında üç kızı olduğunu bile biliyorum. Geçen yıl Yılmaz Erdoğan'ın ortak olduğu bir barın halkla ilişkilerini yürütüyordu. Bir dönem de Konyaaltı'nda blucin mağazası açmıştı. Zaten Coşkun'u aklıma düşüren de bu dükkanla ilgili bir itiraf. 30 yaşında bir hanım bir gün kot almak ister.

"Üniversitede okurken yaz tatilinde Antalya'daydım. Okulların açılmasına az bir zaman kalmıştı. Alışveriş yapmaya karar verdim. Öğrenci olduğum için de ilk alınacak şey kot pantolon ve monttu. Gayet sakin bir şekilde karşıma ilk çıkan kot mağazasına girdim. Tezgahtar çocuğa bedenimi söyleyip pantolonu elime aldım. Fakat tam kabine girecekken mağazada Tecavüzcü Coşkun'un da olduğunu gördüm. Ayıp olmasın diye kabine girdim ama tabii ki de pantolonu deneme cesaretini gösteremedim. Kabinde iki dakika kadar tedirgin tedirgin öylece durdum. Sonra da çıkıp, bu pantolon bana yakışmadı, dedim ve hızla mağazadan çıktım. Meğer adamcağız oranın sahibiymiş. Daha sonra dükkanını kapatmak zorunda kalmıştı. Herhalde benim gibi korkup kaçan insanlar yüzündendir."




Yanlış anlaşılan şarkı sözleri TOP 15

• Aşkın Nur Yengi, "Ay inanmıyorum": "Ayran buyurun"

• Teoman, "Bir bar taburesi üstünde": "Bir fanta kulesi üstünde"

• Yaşar, "Ya bu gece gel ya da gelir ecel": "Ya bu gece gel ya da beni becer"

• Yıldız Tilbe, "Hafife alma, aşk vurur insana"': "Hafize abla, aşk vurur insana"

• Nükhet Duru, "Beni saran melankoli": "Beni saran beyaz goril"

• Sezen Aksu, "Adaptasyonu gördün mü?": "Adam kas yığını gördün mü?"

• İzel, "Hani bakar dalarsın ya": "Hani makarnalar dünyasında"

• Orhan Gencebay, "Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum": "Ben zaten kiracınım, bir yar ki vurulmuşum"

• Anonim, "Happy birthday to you": "Hepibörtleksuyu"

• Yaşar, "Dün birini gördüm yolda, gözler aynı sen": "Dün dedeni gördüm yolda, gözler aynı sen"

• Tarkan, "Kır Zincirlerini": "Kız incitme beni"

• Murat Kekilli, "Oy ruhundan öpem seni": "Uyluğundan öpem seni"

• MFÖ, "Bu sabah yağmur var İstanbul'da": "Bu sabah yağmur var Mustafa"

• Teoman Alpay, "Hangi kapıyı çalsam karşımda buruk acı": "Burukacı"nın darbukacı gibi alet çalan biri sanılması.

• İbrahim Tatlıses, "Dam üstünde un eler, tombul tombul memeler": Dam üstünde saksağan vb kuşlar varmış gibi.




Saçlarımı savursam yere düşerim

itiraf.com'a "peanut70" rumuzuyla yazan hanım 33 yaşında. "Saçlarımı açtığım zaman bütün dengemi yitiriyorum. Çok sakar oluyorum. Sokakta yürürken adımlarımı şaşırıyorum. Elimdekileri düşürüyorum. Saçlarımı toplayınca sanki yeniden doğmuş gibi oluyorum" diyor. Böylesi her zaman karşımıza çıkmaz di mi? Saçı açıkken dünyası kararan bir kadın!

Saçlarınız ne kadar uzun?

- Omuzlarımdan on santim kadar aşağıda.

Dalgalı mı?

- İri dalgalı. Yani kıvırcık kategorisine girmez

Ve saçlarınız açıkken dengenizi kaybediyorusunuz?

- Hem de nasıl! Sanki dış dünyayla irtibatım kesiliyor. Yürürken sağa ya da sola doğru kaymaya başlıyorum. Balansı bozuk otomobil gibi oluyorum.

O an ne hissediyorsunuz?

- Açık olduklarında önce sıkıntı başlar. Resmen kalp atışlarım hızlanır. Mesela elimde bir şey varsa koyacak yer bulamam. Düşürdüğüm çok oldu.

Bunların olmaması için saçlarınızı nasıl toplamak gerekiyor?

- Kesinlikle topuz. Saçlar tamamen ortadan kalkmalı.

Dünyam kararıyor

Saçlarınız açıkken başınıza neler geldi?

- Bir keresinde elektrik direğine çarptım. Belediye otobüsüne binmişsem insanların kafalarına çarparım. Bir seferinde de elimdeki kitapları birisinin kafasına geçirmiştim.

Peki niye böyle oluyor?

- Bilmiyorum. Çevremdekiler psikolojik olduğunu söylüyor. Bana göre kafamda ağırlık yaptıkları ve görüş alanımı kapattıkları için böyle şeyler yaşıyorum. Ya da ben çok sıkıntılı bir tipim.

E, kestirin o zaman.

- Bir kez kestirdim ama çok pişman oldum. Zaten insan upuzun saçlarını niye gider kestirir? Cinnet geçirdigi için! Saçım açıkken resmen dünyam kararıyor.

Ben bir sürü uzun saçlı kadın tanıyorum ama hiç sizinki gibi şikayetleri olanını görmedim.

- Ben de o yüzden kendimi anlamıyorum ya. Saçlarım çok güzel ama onları asla reklamlardaki gibi savuramıyorum. Savurmaya kalksam, direkt düşerim.

 


Yaşam, Akşam Gazetesi'nin pazar günü ücretsiz ekidir.