Selahattin Duman
usta, Sparta maçını izlemek üzere Şükrü Saraçoğlu Stadı'na gitmiş ve
nasıl da güzel anlatmış. Localar, purolar, temiz tuvaletler, sıra
olmadan girmeler. Beğenmiş belli ki stadımızı.
Şimdi locadan
maç izleme mutluluğuna erişemeyen bir Fenerbahçe taraftarı olarak
çarşamba akşamı ben ne yaşadım, biraz onu
anlatayım.
Bağırdığında sesi üç mahalle öteden duyulan
arkadaşım İsmail'le Beşiktaş motor iskelesinde buluştuk ve motorla
karşıya geçip öyle ulaştık stada. Çünkü arabayı park edecek yer
yok.
Ama biz yine de mutlu azınlıktanız, numaralı biletimiz
var çünkü. Fakat benim formam yok. Ucuzculardan almayalım, kulübümüz
kazansın diyerek numaralı girişinin altında ki Fenerium mağazasının
içine daldık. Kliması çalışmayan mağazada sıcaklık 38 derece.
Formayı aldım bir kasa kuyruğu karşımda. Tam sıra gelecekken kasanın
en görünmeyen yerine yazılan "nakit kasası" uyarısı nasıl olduysa
gözüme çarptı.
O ana kadar elimde tuttuğum kredi kartına boş
boş bakan kasa görevlisine buradan kredi kartıyla alamıyor muyuz
diye sordum. Çocuk irkildi kendine geldi ve hayır yandaki kasa dedi.
Böylece koskoca Fenerium mağazasındaki kasalar ayrımını da görmüş
olduk.
Diğer tarafa gidince daha uzun bir kuyruk beni
bekliyordu.
Ve bu uzun kuyruğa rağmen çalışabilen bir tane
kredi kartı makinesi.
Sıcak ve boğucu dükkanın içinde
sıramızı beklerken arkamdaki çocuk huysuzlanıp babasına geç kalıcaz
gidelim dedi.
Ben de dönüp Fenerbahçeli bir abisi olarak
yerin numaralı merak etme geç de girsen oturursun dedim.
Hay
demez olaydım.
Neyse o kısım az sonra.
Sıra nihayet
bize geldi ve arkada bekleyenlerin koskoca Fenerium'a bir pos
makinesi yakışıyor mu kardeşim nidaları arasında kendimizi oksijene
attık.
Bu kez kapımızı aramaya başladık.
Üzerlerinde
Stewart yazan ama daha çok Ahmet veya Recep gibi duran arkadaşlar,
her seferinde bizi başka kapıya yolladılar.
Sonunda kapımızı
bulduk. Sıramızı bekliyoruz. Ama o ne?
Bu Stewart görünümlü
ama Satılmış kılıklı abiler sürekli yanlarında birilerini getirip
sırasının önüne sokuyorlar.
45 dakikalık bir bekleyişten
sonra sinirler harap bir şekilde kavuşuyoruz stadımızın o muhteşem
görüntüsüne.
Bizim stad en çok bizim bulunduğumuz yerden
güzel görünüyor. Çünkü bir tek bizim tribünden bizim tribün
görünmüyor.
Birbirlerinin yerine oturanlar, kalkmak
istemeyenler, kavga edenler.
Nitekim bizim numaralı
yerlerimizde de bazı abiler oturuyorlar.
- Birader, C blok
12'nci sıra koltuk 30-31-32 burası bizim olacak.
- Yoh
bizim.
- Yahu olur mu, ver bakim biletini.
- Attım
biletimi.
Bu yanıt üzerine arkadaşlarım İsmail ve Murat'ın
Paşalı damarları atınca ve bahsi geçen arkadaş bu damarları görünce
başka koltuklara salça olmak üzere kaçtı.
Ancak kötü kadere
bakın ki tam benim oturduğum koltuk eski numaralı tribünün
direklerinden birinin önüne geliyor.
Bu durumda sahanın yüzde
25'ini göremiyorum.
Ama sağ taraftan manzaram
güzel.
Şeref ve basın tribününün hemen yanındayız.
Biz
onlardan daha az şerefli olduğumuz için sadece ayaklarını
görebiliyoruz o zatların.
Selahattin ustanın gördüğü kadar
çok ünlü göremedim ama Ersun Yanal'ın bacağını gördüm
mesela.
Bundan sonrasıysa güzel.
Tribün gösterileri
muhteşem. Tam 12'nci Adam gibi taraftar.
E, bu durumda
Spartalı oyuncular şaşkın.
İlk devre bitiyor. Karnımız
acıkıyor haliyle.
Bizim o tarafta, loca restorantlarından
olmadığı için kuyruğu uzun sosisli büfelerinden sandviç almaya
yelteniyoruz.
Öğreniyoruz ki bir sandviç 5
milyon.
Olsun diyorum ben, sıfırlar atılınca 5 lira olacak
ucuzlayacak o zaman yeriz.
Zaferle bitiyor Sparta maçı. Ve
Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın belki en kötü yerinden izliyoruz
biz.
Sonra Selahattin Duman'ı okuyunca insanın ağzının suyu
akıyor elbet.
Locada seyredip bu kadar güzel yazdığına göre
Selahattin Duman, bizimle seyretse herhalde kitap basardı diye
geçiyor içimden.
Yapmalı etmeli pazar
tavsiyeleri Etmeli Sabah güneş doğarken kalkıp
Rumelihisarı'na Kale Kafe'ye gidip Celal Abi'yi bulmalı, onun kendi
elleriyle hazırlayacağı kaşarlı sucuklu sahanda yumurtayla Boğaz'a
bakarak kahvaltı etmeli. Mümkünse yumurtanın sarısını en son
kızarmış ekmekle dağıtmalı.
Gitmeli Artvin'e
yolunuz düşerse bu aralar, kar yolları kapatmadan Borçka üzerinden
Macahel'e gitmeli. Ama Macahel diye aramamalı camili tabelalarını
takip etmeli. Çünkü biz Macahel'in ismini değiştirmişiz. Macahel'e
gidip biz boşuna yaşıyormuşuz
demeli.