|
İdil
Çeliker Pazartesi sendromu
Yapılan bir araştırmaya göre, Asmalı
Konak dizisi pazartesi sendromunu tedavülden kaldırmıştı.
Derya Tuna ve Asena aynı gün vurulana kadar da sürdü, raf
ömrü. Şimdi, pazartesiler eskisinden daha korkunç kabuslara
gebe. En azından bazı kalemşörlerin iddiası bu yönde.
Rivayetler her ne kadar muhtalif olsa da, olayların 'Televole'
gününe isabet etmesi, magazini zaten alaşağı etmeye çabalayan
grupların ekmeğine, yağ sürüyor. İhtimaldir ki, magazin
programlarının tetikleyici! etkisi, bir kez daha masaya
yatırılacak. Toplumu nasıl dejenere ettiği, hırslandırıp,
canileştirdiği hızla sorguladıktan sonra, sehpasına tekmeyi
vuracaklar. Günah keçisi öldükten sonra, toplum pirupak
olacak. AB kriterlerine uygun bir toplumda yaşadığınızı
sanacaksınız. Sizden daha çok kazanıp, har vurup harman
savuranlar gözünüze sokulmadığı için, cüzi zamlarla bile
kendinizi daha zengin hissedeceksiniz. İade-i itibar ve iade-i
iktidar dönemine girilecek. Kadın, erkek ilişkileri,
Rahşan ve Bülent Ecevit çiftini kıskandıracak kadar
romantikleşecek. Mayın tarlasının üstünde yürümeye devam
edeceksiniz oysa. Üstü örttüldüğü için gözünüz görmeyecek,
gönlünüz katlanacak. Hepsi bu.
Kadınları anlamak
zor zanaat Kadınlar ve erkeklerin birbirini
anlayabildiği bir dünya ne kadar çekilmez olurdu
kimbilir? Sevgili Erhan Köknar, bu karmaşık ilişkinin
internette dolaşan bir dökümünü göndermiş. Teşekkürlerimle...
- İyi huylu kadınlar çirkin. - Güzel kadınlar iyi huylu
değil. - Hem güzel, hem iyi huylu kadınlar evli. - Çok
güzel olmayan, iyi huylu ama parasız kadınlar baba
arıyorlar. - Çok güzel olmayan, iyi huylu ve parası olan
kadınlarsa erkeklerin anne aradığını düşünüyorlar. - Güzel
ve parasız kadınlar erkeklerin parasının peşinden
koşuyorlar - Güzel ama pek iyi huylu olmayan kadınlar,
erkeklerin pek yakışıklı ve anlayışlı olmadığı
düsünüyorlar. - Erkeklerin yakışıklı olduğunu düşünen
heteroseksuel, biraz iyi huylu ve biraz paralı kadınlar
korkak. - Biraz güzel, biraz iyi huylu, biraz parası olan
ve çok sükür heteroseksuel olan kadınlar obsesif oluyor ve ilk
adımı atmanın stratejik hata olduğuna inanıyorlar. - Asla
ilk adımı atmayan kadınlar, erkekler inisiyatifi ele aldığında
da refleksif olarak donup, kalıyorlar. - İlk adımı
kadınlardan bekleyen erkeklere utangaç, ilk adımı erkekler
attığında da 'sapık' diyorlar. - Genel olarak erkeklere
doğru adım atan ve yine genel olarak onlara doğru adım
atılmasından hoşlanan kadınlar, erkekler ilk özel adımı
attığında da 'buna hazır olmadıklarını' söylüyorlar. -
Biraz iyi huylu, biraz yakışıklı, biraz akıllı, biraz paralı
adamlarla arkadaşlık yapıyor; kötü huylu, yakışıksız ama çok
zengin maçolarla evleniyorlar...
Çağla, İbo'ya
aşık Geçenlerde itiraf.com sitesini şöyle bir gözden
geçirdim. Ana Okulu'nda branş öğretmenliği yapmaya başlayan,
genç bir eğitmeninin açıklaması vardı. Sınıfında olan
öğrencilerin isimlerini yazmış:' Tarkan, İzel, Güzide, Çağla,
Asena, İbrahim, Petek, Sergen' diye uzayıp giden bir
liste. Her dönemin popüler kültürü farklı tabii... 50'li
yıllarda hayatımıza henüz televizyon girmemişken, roman
isimlerini çocuklarına verenler sayesinde, milyonlarca Nilgün
yaşıyor bu ülkede. Devrim ve darbe dönemlerinden kalma önemli
izlere de sıkca rastlıyoruz. Batı normlarının
modelleştirildiği, Amerika'nın eğitim için cennet
kabullenildiği yıllarda, uluslararası isimlere prim verilmesi
elbette tesadüf değil. Siyasetçilerin küçük versiyonlarına
da, Özal döneminde doğanlardan aşinayız. Şimdi televizyon
hayatımızın bunca önemli bir parçası haline gelmişken,
Petek'lere, Asena'lara çok da şaşırmıyoruz elbette. Genç
eğitmen bu tabloyu yorumlarken 'Sınıf değil, Televola
camiasının 4 yaşındaki versiyonları sanki. Sergen Çağla'dan
hoşlanıyor. Ama Çağla İbo'ya aşık' diyor. Gün gelecek, bu
dönemin bebekleri ülke yönetecek. Bizler de, onların
isimleriyle geçmişi yad edeceğiz...
:: /
Yazarımızın 07 Ocak 2003 tarihli '
Gülben Ergen'e cevap hakkı' 'başlıklı yazısı için
tıklayınız.
|