Beş filmlik hafta
|
Colin Farrell
filmde, geçmişinin kenar mahalle izlerini sahte Rolex
saatler, İtalyan tarzı takım elbiselerle gizlemeye
çalışan, karısını aldatan halkla ilişkilerci Stu
Steward'ı
canlandırıyor.
|
Aksiyon kadar sosyal meseleleri de seven
Joel Schumacher, 'Telefon Kulübesi'nde imaj çağının
ikiyüzlülüğünü tartışıyor. Filmin başrollerinde Colin
Farrell'la Kiefer Sutherland var
13/06/2003 (371 defa okundu)
UĞUR VARDAN
Koca koca kalabalıklar
içindeki yalnızlıktan kurtulmanın, en azından görünürdeki
kurtuluş reçetesi: Cep telefonları... New York'lular, en az
Türkler kadar bu modern aksesuvarla oynaşmayı seviyor. Peki bu
durumda ne oluyor; bütün hızlı değişimlerde olduğu gibi
yenisi, eskisini öksüz bırakıyor. Telefon kulübeleri,
neredeyse artık birer yetimlik simgesi. Onları galiba sadece
fahişeler, 'büro telefonu' kabilinden kullanıyor.
Yeni insan
profili
'Falling Down'dan bildiğimiz
kadarıyla 'sosyal yaralara' basmayı, aksiyonlara gösterdiği
ilgi kadar önemseyen Joel Schumacher, bu kez de bir telefon
kulübesinin mağduriyetinin nasıl bitebileceğinin örneğine
soyunmuş. 'Telefon Kulübesi-Phone Booth', sadece iletişim
çağının açtığı yaralara değinmiyor; basın ve reklam gibi
sektördeki çalışan personelin 'profilini' de ortaya koymaya
çalışıyor. Bronx'lu geçmişininin izlerini sahte Rolex saatler,
İtalyan tarzı takım elbiseler ve
içeriği, 'tavşana kaç,
tazıya tut' şeklinde özetlenebilecek hızlı cümlelerle sürdüren
halkla ilişkilerci Stu Steward, bir gaflet
anında cep
telefonuna ihanet eder ve şehirdeki en tenha telefon
kulübesine şefkat gösterir. Ne var ki bu 'yufka yürekliliği'
ona pahalıya mal olacaktır. Aranan kendisidir ve bir
sniper-nişancı, hedefine onu oturtmuştur. İstediği de çok
basittir; başta küçük yalanlarla aldatmaya başladığı karısı
olmak üzere, o tiksindirici kişiliğini herkese haykırmak...
Ahizeyi elinden bırakamayan Stu, adım adım sniper'ın
dediklerine riayet eder. Olaya el koyan New York polisi ise
meseleyi anlayana kadar, film gerilim dozajı konusunda gaza
bastıkça basar.
'25. Saat'te Edward Norton şehrin
mozaiğine katkıda bulunan bütün unsurlara bir ayna karşısında
lanet okuyordu. 'Falling Down'da ise Michael Douglas, benzer
bir nefreti kendisiyle paylaşmaktansa eline silahı alıyor,
küçük çaplı bir terör gösterisine soyunuyordu. Schumacher,
'Telefon Kulübesi'nde imaj çağının ikiyüzlülüğe yine silahla
itiraz ediyor. Bir kilisede, rahip karşısında yapılabilecek
bütün itirafları filmin kahramanı Stu, sniper'ın namlusunu
kafasında hissederek yapıyor. Suçu da suç olsa; açın bizim
itiraf.com'u, Stu'nunkilerden bin katını bu topraklarda
bulursunuz.
Az ama öz bir
film
Neyse, filmin ana fikri problemli
olabilir ama Schumacher teknik işçiliğiyle 81 dakikalık 'az
ama öz' gösterisinden yüzünün akıyla çıkmayı başarıyor. Filmin
en büyük başarısı kuşkusuz senaryosu. Larry Cohen, neredeyse
tek mekânda geçen öyküyü ayakta tutmayı ve heyecan unsurunu
düşürmeden sunmayı başarmış. Özellikle sniper figürünün
neredeyse bir 'ses efekti' mantığıyla hikâyeye yedirilmesi,
hem zekice, hem de işlevsel ve etkileyici... Böyle bir filmi
çekici kılan unsurlardan biri de kuşkusuz oyunculuklardır.
Çaylaklık dönemini dikkate değer projelerde geçiren İrlandalı
Colin Farrell, kariyerinin en iyi rolüyle karşımızda, Kiefer
Sutherland da işin ses efekti kısmını hallediyor.
Ahlakçı
yanını çok da önemsemezseniz, 'Telefon Kulubesi' sadece iyi
bir gerilim olur. Washington'a korku salan sniper yüzünden
vizyona çıkma tarihi ertelen film, yaz sıcağı ortamında uygun
bir kaçış vesilesi...