Radikal-online
Detayları için lütfen tıklayın...
<  İ N T E R N E T  B A S K I S I  >  7 Şubat 2003 
 Kodunuz: Şifreniz: (Ücretsiz üye olmak istiyorum) 

 Ana Sayfa
 Sıcak Haber
 Yaşam
 Türkiye
 Politika
 Yorum
 Dış Haberler
 Ekonomi
 Spor
 Kültür/Sanat
 Yazarlar
 Haber Listesi
 Sanal Alem
 Radikal2
 Cumartesi
 Kitap

İş fırsatları için tıklayın!

Günün Sözü
Böcek olmayı kabul edenler, ayaklar altında kalmaktan ve ezilmekten yakınmamalıdırlar.
Kant

Tarihte Bugün
Takvimler 07 şubat tarihini gösterdiği zaman...

1933 yılında,
İstanbul camilerinde ezan ve kamet Türkçe olarak okunmaya başladı.

Haberi YazdırYazdır Haberi YollaYolla | Arşive Ekle (Test) Kültür/Sanat  

HAFTANIN FİLMLERİ

HAFTANIN FİLMLERİ
'Benim Cici Silahım', Cannes Film Festivali'nde 46 yıldan sonra ilk kez yarışmaya katılmaya hak kazanan bir belgesel olması açısından da dikkat çekici.
Michael Moore'un iki saatlik belgeseli 'Benim Cici Silahım', Amerikan toplumunda silaha bağımlılığın perde arkasını ve toplumsal korkuların kökenlerini zekice bir bakış açısıyla ele alıyor

07/02/2003 (327 defa okundu)

UĞUR VARDAN

'Her zamanlar' Amerika
12 Nisan 1999... ABD'nin NATO dahilindeki Hava Kuvvetleri, Sırbıstan bölgesine, en yoğun hava saldırısını gerçekleştiriyor. Başkan Bill Clinton, harekâta ilişkin bilgileri dünya kamuoyuna açıklıyor. Bir saat sonra. Bu kez Başkan, bir başka olaydan dolayı açıklama yapıyor. Michigan'a bağlı küçük bir kasabadaki Columbine Lisesi'nde iki öğrenci, okullarını kan gölüne çevirmişlerdir. Bu olay, kendisini demokrasinin koruyucusu olarak gören bir ülkenin vicdanında derin yaralar açacaktır.
Michael Moore, tartışma alanını daha geniş topraklara yaymak istiyor ve önce Columbine Lisesi'ne yakın bir yerde ölüm makineleri üreten Locheed Machine firmasına uzatıyor kamerasını. Sonra da parça parça farklı katmanlarında dolaşıyor.
Her iyi vatandaşın, kötülere kullanmak üzere evinde silah bulundurmasını savunan Ulusal Silah Birliği'nin etkin üyelerinden biri olan Charlton Heston'u, simgesel bir figür olarak belgeselinin odağına yerleştiriyor. Heston bu dünyadaki varlığının sona ermesine yakın zamanlarda bile silaha olan tutkusundan vazgeçmiyor. Moore, Beverly Hills'teki villasında Heston'ı ziyaret edip kimi sorular sormayı yeğliyor: 'Neden ABD sınırları içinde yılda 11 bin 217 adet cinayet işleniyor?' Yaşlı aktör önce 'Etnik meseleler' diyor, sonra tarihsel nedenlere sığınıyor: 'Bu ülke, kanla kuruldu.' Moore, benzer tarihsel süreçleri hatırlatıyor. Almanya'yı ve Hitler'i, Büyük Britanya'yı ve kanlı yöntemlerle sürdürdüğü 500 yıllık sömürge imparatorluklarından bahsediyor. Tarihsel geçmişlerine rağmen hiçbirinde silah tutkusu ve cinayet oranları, bu denli yüksek değil. Heston, 'Bu konuda cevabım aynı' diyor ve Moore'un kamerasının önünden uzaklaşmayı yeğliyor.

Sıradan bir belgesel değil
Peki ABD'yle benzer karakter yapısını gösteren ilginç bir örnek yok mu? Kıtanın daha kuzeyinde, Kanada'da tam 7 milyon silahlı insan var. Ama cinayet oranı orada da düşük. Üstelik kimse evinin kapısını kilitleme derdinde değil. Moore, Kanadalıların 'kapı kilitlenmemesi' konusundaki iddialarını naifçe buluyor ve meseleyi, bizzat yerinde görmek istiyor. Kapı kolunu çevirdiği her evden içeri rahatça giriyor. Nelson Mandela'nın 'aptal bir Teksaslı' olarak nitelediği George Bush'un iktidarda bulunduğu bir ülkeden, ne bekliyoruz ki? Ya da sıradan bir Amerikalının silahla ilişkisi hakkında, yeni neler söylenebilir? Irak'a olası saldırının arifesinde Michael Moore, iki saatlik belgeseli 'Benim Cici Silahım'da (Bowling for Columbine) seyirciyi zekice bir yolculuğa çıkarıyor. Belgesel, seri halde öyle ilginç duraklara uğruyor ki, filmi seyreden herkes günlerdir kitle imha silahlarının yerini bulmak için uğraşan BM denetçilerinin yanlış adreslerde tur attığını hemen anlayabilir.
Doğrusu, silahla ilişkisi benzer özellikler gösteren bir coğrafyanın vatandaşı olarak çok etkileneceğimi düşünmüyordum. Ama Moore'un keskin gözlemleri, çelişkiler arasındaki zekice slalomları, bu belgeseli klasik deyimle 'mutlaka görülmeli' sınıfına sokuyor. Öte yandan kapımızdaki savaşa karşı 'hayır' çığlıkları atmanın dışında madem ki elimizden başka bir şey gelmiyor; bu film de yeni bir vicdan rahatlaması seçeneği olarak dikkate alınabilir.



Zeki-Metin yine birlikte
İSTANBUL - Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Umur Bugay üçlüsünü yıllar sonra bir araya getiren 'Rus Gelin' Moldovyalı dünya şampiyonu okçu Lena'nın Türkiye'ye iltica etmesi üzerine gelişen olayları anlatan bir komedi. Bugay'ın senaryosunu yazdığı, Alasya'nın yıllar sonra tekrar hem yönetmelik yaptığı hem de oynadığı filmde Metin Akpınar, Tatsyana Tsvikeviç, Sibel Taşçıoğlu, Murat Akkoyunlu, Nezih Tuncay, Şafak Sezer rol alıyor. 'Rus Gelin'de Dünya Şampiyonu Lena, Türkiye Okçuluk Fedarasyonu'nun da katkısıyla Türkiye'ye getirilir. Türkiye adına uluslararası yarışmalara katılabilmesi için Türk vatandaşı olması gerekmektedir. Bunun için de bir Türk'le evlenmesi. Namazında niyazında olan, 'bir ayağı çukurda', eski pehlivanlardan Rıza Bey bu formalite evlilik için ikna edilir. Ancak Rıza Bey Lena'ya nikâhı basınca hayatı renklenir. Zeki-Metin birlikteliğini özleyenlere... (Kültür Sanat)



'Sürü'den ayrılanlar...
Zeki Ökten, 'Gülüm'de değişen ahlaki normlara uymakta zorlanan ve zorlanmayan bireylerin hayatına göz atıyor

Türk sinemasının başyapıtlarından olan 'Sürü'nün yönetmeni olarak bilinen Zeki Ökten, 80 sonrasında 'Faize Hücum', 'Pehlivan' gibi yapımlarda sisteme ayak uyduramadığı için tutunmakta zorluk geçen bireylerin yaşadığı çöküşü anlatan öykülerle seyirci karşısına çıkmıştı. Uzun bir zaman diliminden sonra çektiği 'Güle Güle' ise, klasik Ökten kaygılarını taşımanın yanı sıra sıra dışı bir aşk hikâyesini de içinde barındırıyordu.
Emektar yönetmen bugün gösterime çıkan 'Gülüm'de, 'Güle Güle'de de birlikte çalıştığı Fatih Altınöz'ün yeni bir senaryosunu sinemaya taşımış. Film, bir kuşak çatışması ekseninde gelişirken değişen ahlaki normlara uymakta zorlanan ve zorlanmayan bireylerin hayatlarına göz atıyor. Geçmişte kalmış acı bir olayın vicdan azabını yaşayan bir baba, vurdumduymaz görünen oğlu, sadakatinin sınırlarını kırma noktasına itilmiş gelini ve damadının bugünkü konumunu, geçmişte yaşamış kayınpeder...

Yönetmen tecrübesi
'Gülüm', Ökten'in çizgisine yakın düşen, sinemasal değerlerinden çok anlatmak istedikleriyle öne çıkan bir film. Eskimiş bir sinema anlayışına sahip ve öykü, zaman zaman görselliğin geriye çekilerek tiyatrovari sahnelerin varlığıyla ayakta duruyor. Ama yönetmen tecrübesiyle belli bir yapı kurmayı ve seyircisini, dertlerine ortak etmeyi başarıyor.
Tarık Akan, filmograsindeki en iyi ve inandırıcı yaşlı rolünde. Okan Bayülgen ve İdil Fırat da gayet iyiler. Rutkay Aziz, her zaman olduğu gibi tiyatro geçmişinin izlerini bir türlü silemiyor. Hep aynı kalıp, hep aynı teatral ifade biçimleri...

Ya filme ilişkin itirazlar?
Evet, hayatta da genelde böyle olur. Türk kadını, kocasını sonunda affeder. Ama burada çizilen güçlü gelin karakterinin, affedici tavrı pek oturmamış. Bir de öykünün önemli ayağı olan aldatma teması, ister istemez 'İtiraf'ı akla getiriyor ve sinemamızın iki farklı dönemine ait Zeki'sinden, Demirkubuz olanının anlattığı daha evrensel ve çarpıcı duruyor.



Bir nevi itiraf.com
İSTANBUL - Uzun bir süredir Moviemax ekranlarında seyircinin karşısına çıkan, sinema salonlarına ise ilk olarak 2'nci AFM/Bağımsız Filmler Festivali sayesinde uğrayan 'Kaset' (Tape), bir otel odasında geçen ve kökleri uzun yıllar öncesine dayanan bir hesaplaşma hikâyesi anlatıyor. Başrollerini Hollywood' un uyumlu çiftlerinden Uma Thurman ve Ethan Hawke ile Sean Leonard'ın paylaştığı filmin yönetmeni ise 'Before Sunrise' adlı filmiyle tanıdığımız Richard Linklater.
Film festivaline katılmak üzere geldiği Lansing kasabasında, lisedeki en yakın arkadaşı Vince'le buluşan Johnny, farkında olmadan bir girdabın içine çekilecektir. Uyuşturucu satıcısı olan Vince, Jon'un bir okul partisinde beraber olduğu eski sevgilisi Amy'yle olan ilişkisinin sınırlarını hep merak etmiştir ve şimdi, itirafta bulunmanın tam zamanıdır. Lansing'de yaşayan Amy'nin de olaya katılımıyla üçlü arasındaki satranç oyununda her hamle, yeni kapıları aralar. (Kültür Sanat)



Ben bir şovmen ağacıyım CIA parkında
Adı Chuck Barris... Televizyon, pop kültürün ana rahmine düşerken zekâsını, reytingi yüksek programları yaratma yolunda kullanan, sonuçta ünlü bir yapımcı ve şov yıldızı olmayı başaran bir kişidir o. Adı, 'game-oyun'la biten bir dizi yapımla anılır. Bizde 'Saklambaç' adıyla gösterilen yapımın orijinali 'The Dating Game'in de yaratıcısı Barris'in önünü, günün birinde gizemli bir adam keser ve 'CIA adına çalışır mısın?' der.
Maceraya ve heyecana olan zaafı, bu yeni işi de kabul etmesine yol açar. Programında kazanan çiftleri Helsinki, Berlin gibi merkezlerde ödüllendirirken, o da CIA'in kendisine verdiği görevleri çaktırmadan yerine getirir.
Şimdi siz, 'yaşanmış bir hayat hikâyesi' ibaresini de taşıyan bu filmin anlattıklarına inanır mısınız? Evet, gerçekte böyle bir hayat yaşanmış olabilir ama ünlü aktör George Clooney'nin ilk kez yönetmenliği denediği 'Tehlikeli Aklın İtirafları'nın (Confessions of a Dangerous Mind) öncelikle bir inandırıcılık sorunu var. Lakin Clooney, bu öyküyü 'kara mizah' tarzında anlatmayı yeğlediği için, bu yanı çok da göze batmıyor.
Barris'i canlandıran Sam Rockwell'in (ki kendisine, İstanbul Film Feastivali'nin bir dönemki en güzel filmlerinden olan 'Çayır Köpekleri'nden dolayı özel bir sevgi ve saygımız var), hafiften Austin Powers'ı hatırlatan gamsızlığı, zaten filmi yeterince yumuşak ve naif hale getirmiş. Ayrıca öykünün ajanlıkla ilgili kısımları da Robert Redford-Brad Pitt işbirliğinin ürünü 'Spy Game'i de hatırlatıyor.
Film, bazı bölümleri itibarıyla Clooney'deki yeteneğin ciddiye
alınması gerektiğini gösteriyor.
Ama genel havasına bakıldığında, böyle bir projeyle 'kamera arkası'na geçmenin mantığını çözmek pek mümkün değil. Öte yandan Julia Roberts, Drew Barrymore, Rutger Hauer gibi isimleri de bir arada görmek, Clooney'in yetenekleri kadar önemli bir gerekçe. Dolayısıyla salonun yolu tutulur, deriz...

Bu habere kaç puan verirdiniz? 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Okuyucu yorumları
Bu haber için henüz hiç bir okuyucumuz yorum yapmamış. İlk siz olmak isterseniz tıklayın

 'Kültür/Sanat' bölümündeki diğer haberler
» Doors üyeleri mahkemelik
» Ne olur adam olmayın!
» Mektuplar gönderildi
» Entelektüalizme ölüm - Zeki Coşkun

Haberi YazdırHaberi Yazdır Haberi YollaHaberi Yolla

Haber Arama
Site içinde aradığınız habere ait anahtar kelimeleri aşağıya yazıp 'Ara' düğmesine basınız.

ÇİZGİLER
Ofis cehennemine hoşgeldiniz... Dilbert
Kedilere güven olmaz... Garfield
Cathy'nin bitmeyen maceraları... Cathy
Günümüzün taş devrine bir bakış... Cilalı Taş Devri
İlişkiler ve tehlikeleri... Tehlikeli İlişkiler
Sizden, bizden ve onlardan... Ademler ve Havvalar


Künye | Reklam Tarifesi | İletişim Sayfası | Eski Sayılar | Sıkça Sorulan Sorular

© RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemiz içerisindeki tüm sayfalar, tüm tarayıcı ve işletim sistemlerinde sorunsuz olarak görüntülenebilir.