Beni evden beklerler...
|
20 yıl öncesinden
bir hatıra fotoğrafı: E.T. yaratıcısı Steven Spielberg
ile.
|
Steven Spielberg'in kült filmi 'E.T.'
20'nci yılında yeniden aramızda. Yolu dünyaya düşen bir
uzaylının, eve dönme mücadelesini anlatan filmde Drew
Barrymore, Henry Thomas ve Dee Wallace rol
alıyor
07/06/2002 (308 defa okundu)
UĞUR VARDAN
Neler neler oldu... Madonna
girdi hayatımıza; Michael Jackson da... Thatcher çekildi
gitti, Major ve Blair iktidarı tattı. Reagan'lı yıllar geride
kaldı,
İrlanda'ya barış geldi. Duvarlar yıkıldı, birleşen
Almanya başkentini tekrar
Berlin'e taşıdı. 'Glasnost'
Sovyet
İmparatorluğu'nu lime lime etti; Gorbaçov, Yeltsin
derken Putin'e kadar uzadı kronoloji. Lech Walesa'yı, Vaclav
Havel'i tanıdık. Zeki Müren öldü, Sezen Aksu 'minik bir
serçe'yken büyüdü kanatları bütün ülkeye yayıldı. Kenan Evren,
Picasso'nun değerini anladı. Reha Muhtar Atina'dan kalktı
geldi, her gece rüyalarımıza girmeye başladı. Televole'nin
keşfine de tanık olduk. Viagra ortaya çıktı. Türk sineması
bile atağa kalktı; seyirci kendi filmlerini sevmeye başladı.
Galatasaray, 14 yıldır kendi liginde şampiyonluk göremeyen bir
takımken, Avrupa'da bile tanınan bir markaya dönüştü.
Satanistler aramıza sızdı. Son hızla internet'e bağlandık,
itiraf.com'larda sırlarımızı ortaya döktük...
O hiç
değişmedi
Çok şey değişti... Ama 'E.T.'
tıpkı 20 yıl öncesindeki gibi. O değişmemiş. İlk günkü tadını,
ilk günkü masumiyetini koruyor, 'ET phone home'
sızlanışlarıyla hala yürek yaralamaya devam ediyor.
Arkadaşlarının
panikle karışık onu aramızda bırakıp
gitmelerine kadar uzaylıları hep düşman bilirdik. Steven
Spielberg, 'Üçüncü Cinsle Yakınlaşmalar'da fragman kabilinden
siluetlerini gösterdiği yaratıklardan birine 'E.T.'de zoom
yaptı. Sinemaya sosyoloji sosu katmaya çabalayanlar,
Hollywood'un 'uzaylı' motifinde hep alttan alta komünistleri
kastettiğini ve 50'lerde, McCarthy dönemiyle yoğunlaşan
bilimkurgu filmlerinde bilinçaltılarına bu fikirlerin enjekte
edildiğini yazıp durdular hep. 'E.T.' bu fikirlere karşı çıkan
bir filmdi.
Artık cep
telefonlarımız var
'Bizim için o ne kadar
yabancıysa, biz de onun için o kadar yabancıyız' tezini ileri
süren Steven Spielberg, ama yine de temkinli yaklaştı
meseleye. 'E.T.'nin masumiyetine bir tek çocuklar inanmıştı;
'E.T.' de çocuklarınkine...
Yetişkinlerin büyük bir kısmı
film boyunca onu aradı durdu; evdeki tek yetişkin olan anne
de, gündelik hayatın telaşında onu görmezden gelmeyi yeğledi.
Buzdolabın etrafında dolaşıp dururken E.T., anne evin
dağılmasından okuldaki Elliot'ı sorumlu tutuyordu.
Evet,
önce Elliot, sonra ağabeyi Michael ve kız kardeşi Gertie
tanıştı 'E.T.'yle. Ve onun bu gezegendeki zoraki ikametgâhını
sona erdirmek için çabaladılar. Şemsiyeden anten yaparak evine
telefon etmesini sağladılar.
O da kasabanın bütün
veletlerini hayatlarında unutamayacağı bir yolculuğa çıkardı
ve bisikletleriyle uçurdu... Oysa E.T, şimdi uğrasaydı
dünyamıza, bütün bunlara gerek kalmayacaktı. Artık hepimizin
cep telefonu var; her an, her yeri arayabilen. Ve
'zenfecillerimiz'; istediğimiz yere bizi uçurarak götüren.
Ama olsun, biz E.T.'yi tanıdık ya;
o yeter. Steven
Spielberg'in bir başka başyapıtı 'Yapay Zekâ'yı çektiği ve
artık iyiden iyiye büyüdüğünü ispatladığı, hissettirdiği bir
dönemde, 'E.T.' gibi eski ve vefalı bir dosta 20 yıl sonra
tekrar rastlamak, hoş bir tesadüf doğrusu.
Bu buluşmadan
sonra şundan çok
eminiz: Dünyada iki şey değişmemiş. Biri,
girişte de belirttiğimiz gibi E.T., diğeri de Bülent Ecevit'li
Türkiye...