Öncelikle
teşekkür ederek başlamak istiyorum. Kıymetli insan, değerli
ağabeyimiz Selahattin Duman bendenizi jüri üyesi olarak seçmişler.
Türkiye'nin en güzel ve en seksilerini seçmek için.
Büyük
ihtimalle seçtiği 40 güzel kadına bakıp kendi halime acımayayım diye
böyle bir paye vermiş olacak.
Yani diyor ki "Boşver
kardeşim... Sen nazarımızda o kadar ulvi bir mertebeye gelmişsin ki
sana seçmek yaraşır ancak."
İyi n'apalım...
Baştan
söyleyeyim benim tam puan kafadan Hülya Avşar'a gider. Şimdi bu
yazdığıma Tuğçe Baran kızmasın ama çok beğenirim ben Hülya hanımı.
Tuğçe şimdi homurdanıyordur büyük ihtimalle... Eh hakkı da var.
Fıstık gibi kız vallahi.
Neyse ortalık bu güzel ve seksi
kadınların seçimi için karışmış. Bu arada Yılmaz Erdoğan yine
anlaşılamamış. (Benim bu ay yaptığım Didem Tolunay röportajı da bu
nedenle gölgede kalmış gibi görünüyor. Ben de aynı dergide Tamer
Karadağlı'nın gözü yaşlı sevgilisi olarak anılan Didem'le konuştum.
Bari buradan bir hatırlatayım.)
Çilek reçeli
ve... Tüm bunlar olup biterken ben bir vesile yolum İzmir'e
düşmüşken Şirince'ye vardım. Ne gazeteler, ne kavgalar, hiçbiri
umrumda değil...
Şirince'den önce bir de Selçuk'ta Meryem Ana
kilisesine çıktık mı? Biz çıkarken muhteşem bir yaz yağmuru yağmadı
mı? Yüksekte temiz bir çam ve yağmur kokusu bulmuşken insan içine
çekmez mi?
Aynen hepsi oldu.
Sonra Kuşadası yolunda
bir kasap Osman var... Bu kasap Osman seçimlerden önce "Ak Parti 300
milletvekili ile gelir" demiş. Bir yandan da satır sallıyormuş.
Dediği fazlasıyla çıkınca ahali kendisine "Günün Yorumcusu" olarak
bakmaya başlamış.
Şimdi bir yandan et doğruyor bir yandan da
"Göreceksiniz bir daaaki seçime Cem Uzan gelecek!"
diyor.
Siyasi kehanetleri ne kadar çıkar bilmiyorum ama bir
gözleme yapıyorlar orada, anlatamam. On beş günlük cinnet sınırı
anılarını bir anda siliveriyorsunuz hafızadan.
Hele bir çilek
reçeli yapıyorlar, sormayın... Neyse...
Peynirli gözleme,
çilek reçeli, yeşiller içinde Balıkesir yolu, vs... Size boş
gelmesin şu satırlar. Yılmaz Erdoğan'ın evlilikle ilgili
söylediklerinin memleket meselesi haline gelmesinden daha önemsiz
değil benim için.
İlle ki dünyanın bir yerlerinde birileri
bir şey söyleyecek. N'apalım yani? "İdareten ve geçici bir süreyle"
yaşanan hayatlardan kalanların sonunda, yorgunlukla söylenen her
şeyi niye bu kadar büyütüyor ve önemsiyorsunuz ki? İtiraf.com'a
gösterilen hoşgörü Yılmaz Erdoğan'dan niye esirgeniyor? Rumuz
kullanmıyor diye mi?
Yoksa çok acıkmış gibi yapıp da aslında
saklandığı için mi? Ne bileyim, boşver... Bir gözleme yapıyor kasap
Osman'ın karısı...