Kızlı erkekli bir grup öğretmen, tabu oynamaya karar veriyoruz. Herkesin birbirine hocam diye hitap ettiği ve arkadaş ortamlarına nispeten mesafeli davrandığı bir ortam. Grup arkadaşım "damar" kelimesini anlatmaya çalışıyor: "İnsan vücudunda bulunur, boru gibi." Ben mantıklı yanıtı düşünürken masadan kahkahalar yükseliyor. Ne seviye kalıyor ne bir şey tabii.
Hayatımda huzuru en fazla hissettiğim anlar, lise ve üniversite yıllarımda, gün ağarırken kalkıp, her taraf sessizken sokak lambalarının titreşiminin oluşturduğu sesi dinlemekti. O çınlamayı andıran sesler eşliğinde güneşin doğması, sokaklara yavaş yavaş can ve hareket gelmesi, kuşların cıvıldamaya başlaması bana yaşama sevinci verirdi. Büyüdükten sonra ise, o sesleri hiç duyamaz oldum, pür dikkat dinlesem bile. Ya sokak lambaları bıktı hayattan, ya da ben....
Şimdi de alkışlarınız gecenin bir vakti İstanbul'da kaybolup, nur yüzlü, ak sakallı bir amcanın yanına yanaşıp "Amca valla ben kayboldum. Ayasofya'nın önüne nasıl çıkarım?" diye soran bana ve cevap olarak suratında kocaman bir sırıtışla "Very lovely, very funny..." diyen amcama gelsin lütfen. Ama filmlerde hep Türk olurdun sen amca ya...
Rahmetli babaannemin yaşamı yokluk-yoksulluk içinde geçmiş, vefa nedir hiç bilmemiş. Ömrünün son zamanlarında da sağlığı çok bozulmuş, çok düşkün hale gelmişti. 35 kiloya kadar düşmüştü. Ancak ne acıdır ki, 4 çocuğu da ona bakmak istemedi. Hele babam hiç oralı olmadı... Öleli 2 ay kadar oluyor. Geçenlerde babamı "Keşke mezarındaki taşları alıp mezarın tabanına ot serdirseydim." derken duydum. İçim cız etti. Baba, o kadıncağız son zamanlarını senin yanında geçirebilmek için başını taşlara koymaya gönüllüydü. Bir şey diyemedim, birkaç damla yaşım içime aktı.
Etkinlik dersinde yere düşen pulları toplamaya çalışan 8 yaşındaki öğrenciye "Oğlum geç kalıyorsun. Etkinliğini bitir onları sonra toplarsın." dedim. Elcevap; "Öğretmeniim etkinlik sadece zaman işi ama bu pullar para işi paraaa!" Onlardan öğreneceğim çok, çok, çok şey var...
Bölgemizin en büyük süpermarketler zincirinin de sahiplerinden olan patronumun, normalde karşılaştığımızda selamlaştığımız karısıyla, rakip süpermarkette karşı karşıya geldik. İkimiz de birbirimizi görmemiş gibi yapıp ters istikametlere döndük.
Sevgili günlük; bugün ofisteki 5 kadın hepberaber bir kek tarifi oluşturdular, sonra da printer'dan herkes için çıktı aldılar... Herkes için. Ben dahil. Ben, emrivaki olarak masama bırakılan tarifi özenle katlayıp ceketimin cebine (diğerlerinin yanına) koyduktan sonra bu sefer de kekin oldukça kalorili malzemeler ihtiva ettiğinden hareketle, yiyen insanın kuduracağı geyiğine girdiler. Tahmin edebileceğin gibi, aralarındaki tek erkek olarak yerin dibine geçtim. Neyse; kendi demlediğimiz çaydan koyup, evden getirdikleri sarmayı ikram ettiler de biraz moralim düzeldi. Bilemiyorum, dünkü "hep beraber .....'ın eteğine model oluşturalım" geyiğinden sonra bu durum ne kadar devam eder.
1.Saçlarımı kazıtmak istiyorum. 2.Nü resim için poz vermek istiyorum. 3.Yazın üstsüz güneşlenmek istiyorum. 4.Amirimin yaptığı haksızlıkları yüzüne bağıra çağıra söylemek istiyorum 5.Bir roman yazayım ama kimse beni tanımasın istiyorum. 6.Rahatça küfürlü konuşabilmeyi, argoyu bilmeyi istiyorum. 7.Büyük bir dövme yaptıracak kadar cesur olabilmeyi istiyorum. 8. Dedikodumu yapan tüm akrabalarıma bugün gideceğim günde haklarında ne düşündüğümü yüzlerine söylemek istiyorum. İstiyorum da istiyorum işte.
"Facebook'a da gelmiyor artık. Lütfü nerelerde abi?" diye sordum. "Bıraktı o işleri. Namaza başladı" dedi. Sanki biz adrese teslim karı satıyoruz Facebook'ta.
Olmasa
İlk 2 gol olmasa, üçüncü golü yemesek, kaçırdıklarımız gol olsa... Bu maç oynanmasa sen ne güzel anlatırdın bu maçı değil mi İlker Yasin?