image description
Kadın, 38, İstanbul

Açıklama yapmamı bekleme

Banyomdaki traş bıçaklarını ve köpüğü görünce, "Demek ki gelenin gidenin çok!" diyerek yorumuna cevap vermemi beklemedin değil mi? Benim bir babam ve abim var değil mi adam! Azcık düşünerek konuşsana! Bütün bunlara rağmen kapıyı açtığımda gitmen gerektiğini bir çırpıda nasıl algıladığını hala anlayamadım ama tebrikler!

Game over

Bir erkeği ne bir başkasının sevgilisiyken ne de kocasıyken kaybedersiniz. Sadece bir başka kadının çocuğuna "baba" olduğunda kaybedersiniz. Tıpkı benim kaybettiğim gibi.

6 Temmuz

Doktordan randevu almak için telefonla arıyorum hastaneyi. Durumun acil olduğunu ısrarla belirtiyorum. Sistemden tarih kontrolü yapacağını söyleyip beklememi söylüyor randevu servisindeki görevli. Bir süre sonra, "6 Temmuz!" diye ilk ses geliyor. Üzerime alınmadığımı fark etmiş olacak ki; bana söylediğini belirtiyor. Ben de hali ile soruyorum:"Yıl kaç? 2012 mi, 2013 mü?"

Dualar gerçek olsa..

Yani herkes yapar diye düşünüyorum. Yatağına uzanır, uyumadan önce derin bir iç çeker. Bütün gerçekleşmeyen dileklerine inat bu sefer ki olacak umuduyla. Kim bilir kaç kere umutlanıp neler neler dilemişimdir. Elbette hepsi hüsranla bitmedi. Olanı oldu, olmayanı oldu. Genelde hep yarım yamalak oldu sanırım. Bugün toplantıdayken bana bir kargo gelmiş. Geldiğimde masamda duruyordu. Şu malumunuz çikolata, oyuncak gönderen firmalardan birisi. Kim göndermiş olabilir diye düşündüm. Açtığımda "Sevgilim seni çok seviyorum" yazan bir mesajla karşılaştım. Mesajı okuyup zarfın içerisine yerleştirdim. İçimde neden bilmiyorum; bir mutluluk bir heyecan olmadı. Oysa ki bana her telefon edişinde sevgilim, aşkım diyen bir adama sahiptim sonunda. Üstelik her sabah uyanma zamanımdan bir dakika önce arayıp:"İlk benim sesimi duy." diyen de oydu. "Sevgi neydi?" sorusunun cevabını sorguladım o an kendimce lakin Türkan Şoray gibi dönüp bana emek vereni değil dönüp arkasını gideni özledi gönül. Hayat bu denli acımasız ve ben de bir o kadar bahtsızım. Ne olurdu bu hediye istediğimden gelseydi ve ben delirircesine bir sevinçle telefona sarılıp ağız dolusu mutluluğumla "Aşkım" deyip onunla sevincimi paylaşabilseydim. Şimdi bütün burukluğumu ve sözde mutluluğumu "Teşekkür ederim bebeğim." cümlesine sığdırdım. Mutsuzum yarım yamalak gerçekleşen dualarımdan dolayı.

Marka Problemi

Uzun zaman sonra yurt dışından bizi ziyarete gelen arkadaşımla çarşıyı turluyoruz. Bir markete girip akşam yemeği için bir şeyler almaya başlıyoruz. O sırada susadığımı fark ediyorum ve su reyonu önünde olduğunu fark ettiğim arkadaşıma: "Gelirken Erikli su kapsana."diyorum. Bir süre sonra yanıma geliyor ve "Erikli su yok"diyor. Nasıl olur? Olurdu, olmazdı derken birlikte reyona yürüyoruz. Reyona gider gitmez bir tane şişe alıp, hani yoktu gibisinden kendisine gösteriyorum. Arkadaşım gülerek "Erikli diyorsun gidip normal su alıyorsun."deyip kendince beni tiye alıyor. Elimle markanın üzerinden geçerek vurguluyorum. "Kendisi değil markası Erikli!" O da haklı kendince; hamsili dondurma, baklava oluyorsa erikli su olması da gayet mantıklı.

Çarpıldık

Oturmuşum sakin sakin sıramın gelmesini bekliyorum. Kulağımda kulaklığım müzik dinliyorum. Birden kapı açılıyor ve kadın bir isim söylüyor. Duyabilmek için kulaklığımı çıkarıyorum ve ikinci tekrarı duyuyorum. "Benim. Geldim!" diyerek elimi kaldırıp oturduğum yerden kadına doğru bir adım atıyorum. Attığım adımla yediğim kafa darbesinin bir saniye sonraki acısını hissetmem ardı ardına olup bitiveriyor. Kafamı tutuyorum! "Acıdı mı?"diyor. Hayır anlamında kafamı sallıyorum ki külliyen yalan. Muayeneden çıkıp telefonuma baktığımda o sevgi dolu mesajla karşılaşıyorum: "Çarpılıyorum sana!" Ah doktor ah! Çarpılmakla kalsan iyiydi, çarpıştın üstüne. Sen o kaskı boşuna takıyorsun o kafaya hiçbir şey olmaz. Taş gibi! Kaya gibi!

Yetersizlik

Bacağıma uygulanan ultrasonografinin doğru sonucu vermesi için doktor arkadaşım nefesimi tutmamı sonra da doğum yapar gibi ıkınmamı istiyor. Her defasında elimden geleni yapıyorum ama olmuyor. Olay neyseye bağlanıyor ve yarım saat sonra raporumu veriyorlar. İlk cümlede yerin dibine giriyorum. "Hasta yeterli düzeyde bilmem ne bilmem ne yapamadığından...". Ya tamam ya! Ikınamıyorum arkadaşım! Bunu herkese lanse etmenin anlamı nedir? Ayıptır. Yazıktır. Günahtır.

70'lik

Eskiden bir erkekte ilk olarak müstehcen saýılabilecek bir yer olan popoya bakardım. Şimdi direkt memesine bakıyorum. Yediklerinden mi içtiklerinden midir bilemiyorum ama bazılarının maşallahı var. Ben yanımda rakip istemem arkadaş!

Kutlu olsun

Eski kocamı aradım ve: "Bundan altı yıl önce bu saatlerde boşanmıştık. Kutlu olsun demek istedim." dedim her sene yaptığım gibi. O da her sene yaptığı gibi güldü ve ekledi: "Sen boşandın ben hala seninle evliyim." Bir hukukçu olarak kağıt üzerinde boşandığımızı kabul etse de sanırım fikren bunu henüz kabul edemedi.

Sensei

Dersteyiz ama ben dersten kopmuşum. Elimde telefon mesajlaşma derdindeyim. Bir sinek musallat oldu etrafımızda. Birkaç el hamlesiyle savuşturdum. Ara ara gelmeye devam etti. Yanımdaki arkadaşım kıs kıs gülmeye başladı. "Gülme!" dedim kısık ama sert bir sesle. O gülmeye, ben mesajlaşmaya ve sinekte uçmaya devam etti. Ta ki ben ani bir sol el hamlesiyle onu avucumun içine hapsedene kadar. Psikopat bir yan bakış ve gergin bir sesle:"Oldu mu Sensei?" dedim. "Oldu, oldu..." diyebildi. Hala o hamleyi nasıl yapabildiğimi anlamış değilim. Düşünce gücü kitabı işe yaramış olabilir mi acaba?