image description
Kadın, 32, İstanbul

Çanağı kaldırış adabı

O gün iş yerinde tansiyon düşüklüğü yaşadım, izin aldım, eve dönüyordum. Dönüş yolunda metrobüste birinden yer istedim, adam son derece yersiz bir şekilde çıkışarak "Gencecik kızsın, ayakta gitsen ne olur sanki" gibi bir tepki verdi, yine de homurdanarak ayağa kalktı. Bense saçma bir gurur yapıp verdiği yere oturmadım. Bu sefer "Hem yer istedin, hem de oturmuyorsun; hasta mısın nesin kızım?" diye çıkışmaya başladı. Bu adamın zangırtı gibi gelen sesini o anda kafam hiç götürmediği için elimle ona "sus" işareti yaptım, yüzümü ekşittim; "Buyrun oturun siz, ben vazgeçtim" dedim. O anda ona söylemek isteyip de dermansızlıktan söyleyemediğim birçok şey vardı. O sırada yandaki yaşlı amca ayağa kalktı; adama dönerek "Sen biraz halden anlayıp da; çanağını öyle lütfeder gibi kaldırmasaydın, kızcağız otururdu herhalde" dedi ve "Gel kızım sen şöyle" diyip bana kendi yerini verdi. Sonra da adamın başına dikilip "Ben genç değilim, bana bir yer verirsin artık delikanlı" dedi, koltuğa kuruldu. Yaa ben böyle amcalara taparım ya, taparım, taparım!!

İtiraf.com aşkına!

Bu site aracılığıyla tanıştığım ve tanıdıkça daha çok sevdiğim bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine, iki yıldan fazla süredir; bebeğimi daha çok sol göğsüme ağırlık vererek emziriyorum. Çünkü emzirme mucizevi bir olay ve anne çocuk bağında; bir bebeğin, annesinin kalp atışlarını duymaya da hakkı olduğunu ben kendisinden öğrendim. Arkadaşım, yirmi yıldan fazla süredir baba. Bense iki yıllık, taze anneyim. Şimdi sol göğsüm, sağ göğsümden büyük ve ben; bu siteden, dolaylı yoldan da olsa meme çapıma müdahale edebilmiş bir adam tanımış olmama vallahi hayret ediyorum.

Her eve lazım

Artık evli biri olduğuma göre; türlü cadılıklar yaptığım süpürgemi bekar kızlara atabilirim. Doyasıya naz yapın kızlar! Doyasıya zorlaştırın her şeyi... Sevin, çok sevin; ama gerektiğinde süründürün de... Sadece kıymet verenin kıymetini bilin, vermeyeni siz de boş verin! Abartmadan güzelleşin, kıskandırın, çatlatın. Bilin kendi kıymetinizi, önemseyin kendinizi. Muhtaç olduğunuz cadılık, damarlarınızdaki asil kanda mevcutken; şimdi süpürgemi bana bırakın hadi. Belki temizlikte(!) lazım olur.

Fiks menü

Kebap yemek için girdiğimiz dükkanda, siparişleri alan garsondan bir çorba isteyecek oldum. Garsondan yanıt, çabuk geldi: "Ablam çorbamız kalmadı ama iskenderden sonra sağlam bir künefe çekerim istersen sana!"

Denize düşsem sarılmam!

Kıyıdan çok fazla açıldığımı fark ettiğim anda, şöyle bir bakınırım etrafa ‘benden başka kimse var mı buralarda’ diye. Amaç, çevresine güven verebilen kaslı ağabeyleri, ne bileyim milli yüzücüleri falan tespit edip, büründüğüm ‘oley,yalnız değilmişim’ hissiyatıyla biraz daha açılabilmeyi kendime hak görmek, daha huzurlu yüzmek kısaca… Tabi şansıma tüküreyim; birkaç gündür burada bana denk gelenlerin her biri, roman kahramanı gibi… Makarnasına sarılmış boneli teyzeler mi istersin, sandalla açılmış ortaokul bebeleri mi? Ama açıklarda, kendisinden, 'bana güven vermesini' umduğum en iyi tipleme bugünküydü sanırım! Kim mi? Deniz yatağına sımsıkı sarılmış, dalga ne yöne savurursa ancak oraya gidebilecek, gayet çelimsiz bir muhterem… Onun bu muhteremliği tamamen tipinden değil tabii. Biraz da, yüz yüze geldiğimiz o ilk andaki kabus gibi sorusundan: "Kız? Alttan geçiyim mi alttann?!!"

Canım öz anne

Lohusalık döneminde bebeğin bir an önce toparlanması yönünde yardım sergileyen emektar anneye "kayınvalide", sizin bir an önce toparlanmanız yönünde yardım sergileyen emektar anneye ise "canım öz anne" denir. Biri, bebeği hemen besleyin diye sizi daha bebek kıpırdanırken uyandırır; diğeri, siz 5 dakika fazla uyuyun diye bebeği ninnilerle oyalar. Canım öz anne, bambaşkadır.

Hoşgeldin miniğim

Tam 40 hafta 1 gün boyunca içimde taşıdığım minicik canım, minnoş kızım; bir ağustos gününde tam da gönlümden geçen doğum şartlarını sağlayarak dünyaya geldi. Onu yüzüme ilk yanaştırdıkları anda; önce sıcaklığını, sonra nefesini hissettim. Sanki yaşamak için onun bana değil de, benim ona daha çok ihtiyacım vardı. Sadece doğuracağım gün değil; tanıştığımız günden itibaren de benim canım kocam eli elimde, hep yanımdaydı. Ben huzurluydum. İçim huzurluydu. Gören derdi ki orası olağanüstü bir boyutta, apayrı bir dünyaydı. Gören derdi ki aile olmak, ilk kez bu kadar anlamlıydı.

İçimdeki mucize

Minik kızımızı kucağımıza almaya sadece 4-5 haftamız kaldı. O kadar heyecanlıyım ki… Karnımdaki lokal sertlikler kızımın başı, poposu, eli, kolu… Her gerindiğinde göbeğimin üstünde oluşan asimetrik bombe; seni de çok seviyorum! Prensesimiz, pazardan alabileceğiniz herhangi bir sebze gibi, gram gram büyüyor içimde. Ben de tartısına güvenen pazarcı misali, tarttırmaya doyamıyorum onu! Hissedilen minik kıpırtılar, şiddeti yediklerinize göre değişen o minnoş tekmeler… Belki de tekrarı yok bu duygunun, belki unutulup gidecek. Ah kaydetmenin bir yolu olsa... Sahip olduğum tüm teknolojik ekipman hafızasını, bu hislerle doldurmaz mıyım ben?

Büyü de gel

Karnımdaki bebeğim yavaş yavaş büyüyor işte, göbeğimdeki şişkinlik az çok gösteriyor artık kendini. Dört aylık kalp atışı, dört aylık umut, bir ömürlük mucize… Dudakların, kulakların, parmakların... İçimden "seni seviyorum" diye haykırmak geliyor sürekli. İçimden geçeni yine ve yalnizca sen duyuyorsun zaten. Benim içimde senden başka ne var ki? İçimde senin gibi bir koca dünyadan başka neye yer olabilir ki? Doğ ve o dişsiz damağını gözüme sokarcasına; bana sağlıkla "gül" istiyorum. Elini "gel" diye her uzattığında, minik parmalarının ucunda olmak istiyorum! Seni sarsıp sallayıp da birinin kucağına verirsem; hemen oracıkta o şahsın üzerine kus demek istiyorum işte çocuk! Seninle harika bir ikili olacağız biz! Büyü de gel hadi bebişim yaa, ben seni çok seviyorum.