|
|
|
|
|
1 yıl 7 ay 14 gün önce gönderdi.
|
Hayatım boyunca sıradan bir insan olmak için olağanüstü çaba sarfettim. Başaramadım. Basit, sade, iddiasız, kendi halinde olmaya çalıştıkça, içimdeki o gizli ben "farklılık" duygusunu kafama çekiç gibi vurup durdu yıllarca. Oysa ben Cem Karaca'nın parçasındaki "herkes gibi" olmak istiyorum.
4
yorum
kimler alkışlamış?
itirafçıya bakayım
/ mesaj atayım
|
|
|
|
|
|
|
1 yıl 8 ay 13 gün önce gönderdi.
|
Bir Türk erkeği olarak Ukrayna’da bulunmak kendi oğlunuzla randevuevinde karşılaşmak gibidir. Seks dışında bir amaç için orada bulunduğunuzu göbeğiniz çatlasa da kimseye inandıramazsınız. Memleketimizin büyük küçük firmalarının pek çoğunun sözüm ona “bayii toplantıları” orada yapılmaktadır. Sokaktaki insan, Türkleri (erkeklerini) sevmiyor. Kendinizi bir yabancı ülkede hissedemeyeceğiniz kadar çok Türk var. Kadınlar çok güzel ve giyinmek için değil daha çok soyunmak için giyiniyorlar. River Palace dedikleri yer beş yüz kadının müşteri aradığı, üç yüz Türkün de aradığını bulduğu pazarlardan biri. Micro Minyatür Müze, dünyada tek ve mutlaka görülmesi gerekir. Çıplak gözle bir şey görünmüyor, her şeyi mikroskopla görebiliyorsunuz. Bir iğne deliğine dizilmiş deve kervanından, toplu iğne başına işlenmiş satranç tahtasına, bir sivrisinek ayağında sallanan kanatlı prensesten, 2 mm’ye sığdırılmış ayrıntılı portreye kadar dudak uçuklatan pek çok eser sergileniyor. Şehir orman kadar devasa parklarla süslenmiş. Bu yüzden, şehrin bittiğini düşündüğünüz yerde sanki yeni bir şehir başlıyor. Kendine "alan" bulan genç gruplar müzik ve dans gösterileri yapıyor. Devasa bahçelerin içindeki kiliseleri adeta rehabilitasyon merkezleri gibi. Ukrayna’da hayat ağır ve yavaş akıyor, insana yaşadığını hissettirerek. Kimsenin acelesi yok. Oteller çok pahalı ve genelde yer bulmak çok zor. Bunun yerine apartman denen kiralık evler var. Uçak bir buçuk saat sürüyor ve neredeyse sadece erkek yolcu taşıyor.
3
yorum
kimler alkışlamış?
itirafçıya bakayım
/ mesaj atayım
|
|
|
|
|
|
|
5 yıl 8 ay 4 gün önce gönderdi.
|
Londra demek; sömürge ruhunun format değiştirerek hızla ilerlemesi demek. Çünkü hizmet sektöründe çalışanların tamamı üçüncü dünya ülkelerinden ithal edilmiş. Yani hepsi asil ingiliz halkına hizmet için varlar, yoksa güneşin batmadığı o topraklarda işleri ne ola? Kraliyete mutlak itaat ve saygı şart. Piccadilly Circus meydanındaki sıradan kızları ülkemize ithal etsek butün mankenlerimiz saklanacak delik arar. Çok az Türk'e rastlayacağınız bir Avrupa başkenti. Parlamento binasını gördükten sonra mimarisi ve ihtişamı karşısında ezilmemeniz imkansız. Sadece London Eye dedikleri dönme dolaptan elde ettikleri gelir bizim Antalya'nın turizm gelirinden daha fazla. Londra'nın her noktasını buradan izleyebiliyorsunuz. Madam Tussauds müzesindeki mumyalanmış dünya meşhurları sizi büyülüyor. Atatürk'le karşılaşmak daha bir gurur verici.Gece klüplerinde yapılan danslar sevişmekten farksız gibi bir şey. British Museum gerçekten muhteşem bir mekan. Butün dünyanın kalıntısı ve çalıntısıyla dolu. Artemis'ten tutun da Firavun'a kadar hepsi orada. Bütün dünyaya da bu eserleri sizin namınıza biz koruyoruz, siz de olsa nasılsa kıymetini bilemeyecektiniz diyorlar. Akvaryum müzesinde on binlerce çeşit balık var. En önemlisi de parklar... Uçsuz bucaksız parklar. Bir noktasından öteki noktasına yürümek bir yana diğer ucunu görmenin bile mümkün olmadığı koca bir şehir kadar parklar. Avrupa'nın en pahalı başkenti. Bir paket sigara on beş, bir pizza bir kola otuz, iyi bir otelin geceliği ise dört yüz elli YTL.
0
yorum
kimler alkışlamış?
itirafçıya bakayım
/ mesaj atayım
|
|
|
|
|
|
|
7 yıl 11 ay 19 gün önce gönderdi.
|
Kız kardeşimin kayınvalidesi doktora gitmiş. Doktor, bundan sonra üç öğünde de kepekli ekmek yemesini tavsiye etmiş. Kadının sorduğuna bakın: "Yemeklerden önce mi yoksa sonra mı yemeliyim doktor bey?"
0
yorum
kimler alkışlamış?
itirafçıya bakayım
/ mesaj atayım
|
|
|
|
|
|
|
9 yıl 4 ay 28 gün önce gönderdi.
|
Uzun zamandır ayrı yaşadığım eşimden bugün resmi olarak boşandım. Bu sonu bilmeme rağmen yine de içimde tanımı zor bir hüzün var. İlginç bir burukluk. Kafam, duygularım karmakarışık. Her şeyiyle paylaşılan koskocaman on dört yıl! O ne kadar kendini gövdesinden ayrılmış bir dal gibi hissediyor bilmiyorum ama ben öyleyim. Kurumuş bir dal...
0
yorum
kimler alkışlamış?
itirafçıya bakayım
/ mesaj atayım
|
|
|
|
|
|
|
9 yıl 8 ay 8 gün önce gönderdi.
|
Paralı askerliğin çıkması için iki master yapacak kadar bekledikten sonra mahkeme kararıyla otuz iki yaşında askere gittim. Hem de Doğu'ya. Kısa dönem er olarak sadece sekiz kişi vardık. Hiçbirimiz hayatımızda küfürlü ortamda bulunmamıştık. Çevremizde binlerce uzun dönem, yirmi yaşında asker vardı ve inanılmaz küfrediyorlardı. Bir cümleye küfürle başlıyor, küfürle bitiriyor, unutmazsa ortasına da okkalı bir küfür yerleştiriyorlardı. Başlarda fazlasıyla rahatsızlık duyuyor, cümlenin tamamını duymadan kulaklarımıza kadar kızarmış oluyorduk. Gel zaman git zaman, bunları duymaya alıştığımız yetmezmiş gibi kısmen telaffuz etmeye de başladık. İşiten söyleyene, "Ne dedin, ne dedin?!" diye şaşkınlığını en üst perdeden ifade ediyor ama aynısını daha sonra kendisi de yapıyordu. İki ay içinde diğer askerleri aratmayacak kadar küfürbaz olup çıkmıştık. Bu sefer uzun dönem askerler bizim küfretmemizi yadırgamaya başlamıştı. Bu böyle devam edemezdi. Bir karar aldık. Bizim gruptan kim küfrederse kumbaraya yüz bin lira atacaktı. Bir ay sonunda kumbarada biriken para kırk sekiz milyondu! Bir hafta sonu asteğmenin kıyağıyla çarşıya kaçtık ve paraları keyifle yedik. Bu rakam her ay orantılı olarak düştü. Ama sivile geldikten sonra bile bu hastalıktan pek kurtulamadık. En çok da trafikte depreşiyor.
0
yorum
kimler alkışlamış?
itirafçıya bakayım
/ mesaj atayım
|
|
|
|
|
|
|
9 yıl 8 ay 19 gün önce gönderdi.
|
Dün akşam evde otururken eşim birden ayağa fırladı ve "Ayy ben şeyi unuttum. Eyvah!" diye bagırmayı başladı. O şeyin ne olduğunu biraz sonra anladık. Arkadaşının kedisine yemek vermeyi unutmuş. Kalktık Cankaya'dan Esat'a kediyi doyurmaya gittik. İcimde anlatılmaz bir deprem. Kediyi doyurmaya gidip gelirken gözyaşlarımı içime akıttım. Hayvanlara karşı bu kadar duyarlı olan karım, on dört yıl boyunca bu hassas ruhunun bize zerresini bile göstermedi.
0
yorum
kimler alkışlamış?
itirafçıya bakayım
/ mesaj atayım
|
|
|
|
|
|
|
9 yıl 11 ay 8 gün önce gönderdi.
|
Kurtulmayı bir türlü beceremediğim karımın... Eve girer girmez iğrenç bir kıyafet giymesinden, çocukları sabahleyin okula hazırlamam için duygu sömürüsü yapmasından, dışarıda ise çok şık ve ağır bir kadın gibi dolaşmasından, seçtiği her arkadaşının delilik sınırında dolaşan birileri olmasından, dişlerini sadece bir görüşmeye gideceği zaman fırçalamasından, "Ben burdayım salaklar, nasıl farketmiyorsunuz" diye çığlık atan bir parfüm kullanmasından, kendisini az tanıyan herkesten bana ilişkin tuzak sorularla bilgi almaya çalışmasından, çocukları zerre kadar düşünmediği halde onlara gösterdiği saniyelik ilgileri konsantreymiş gibi bütün zamana yayıldığını düşünmesinden, kendine yapılan en ufak haksızlığı dünyanın en büyük zulmü gibi görmesinden, beni ailesinin maaşlı özel şoförü olarak kullanmasından ama benim ailem söz konusu olduğunda, "Arabaya yazık" diye söylenmesinden, günde iki paket sigara icmesinden, aradığım zaman telefonunun kapalı olmasından ama benimkisi kapalı olursa kıyameti koparmasından ve şimdi nasıl olduysa aklıma gelmeyen daha birçok tavrından nefret ediyorum.
0
yorum
kimler alkışlamış?
itirafçıya bakayım
/ mesaj atayım
|
|
|
|
|
|
|
|
|
10 yıl 3 ay 10 gün önce gönderdi.
|
Lise ve üniversite hayatım çok yoğun kitap okumakla geçti. Yıllık ortalamam, iki günde bir kitaba tekabül ederdi. O dönemde hiçbir kitap olamazdı ki ondan haberim olmasın ya da okumamış olayım. Çok ciddi bir entelektüel ortamımız vardı. Tüm siyaset, kültür, edebiyat dergilerini takip ederdik. Hepimizin hayatında okumak kadar yazmak da vazgeçilmez bir olguydu. Yazarlık görünürde ikinci, ama asıl mesleğimiz olacaktı. Çünkü o zaman bile birçok dergide bir şeyler yazıyorduk. Ancak zamanla her şey değişti. En azından "öncelikler" değişti. Günlük telaşlar ve ekonomik kaygılar fazlasıyla vaktimizi aldı. (Eşlerimizin de yardımıyla tabii.) İlk önceleri bir şeyler okumadan uyumamaya, sonra bazı gecelerde okumaya ve çok sonraları da, yani şimdilerde, "gündemden habersiz kalmamak" amacıyla okumaya dönüştü. Şu an konuşurken bile ne kadar sınırlı kelimeyle konuştuğumu farkediyorum. Kendimi yozlaşmış, populer kültürün etkisinde, magazinsel, nerdeyse seviyesizleşmiş hissediyorum. Kaybolmuş bir kuşağın parçası olduk. Öğrencilik günlerimi geri istiyorum.
0
yorum
kimler alkışlamış?
itirafçıya bakayım
/ mesaj atayım
|
|